Yazı Başlığı: Bilimin Çözemediği On Olgu
Eklenme Tarihi: August 13, 2007
Kategori: teknoloji_haberleri
Bilimin
Çözemediği On Olgu
(13.08.2007)

Aşağıdakilerden en çok hangisi
kafanızı karıştırıyor, içinizi ürpertiyor? Ya da hangisine yürekten inanıyor,
hangisine şüpheyle yaklaşıyorsunuz? İşte bilimin bir türlü açıklayamadığı 10
gizemli olgu...
Modern tıp artık pek çok hastalığın çaresini buluyor, son 10 yılda teknolojide
gelinen nokta hayal sınırlarımızı zorluyor.
Ancak bütün bu sevindirici gelişmelere karşın, evren ve bizim güzel gezegenimiz
dünya, hikmetini bir türlü çözemediğimiz sırlarla dolu. Üstelik bu konularda
yürütülen çalışmalar, araştırmalar da en azından yakın gelecekte pek umut verici
görünmüyorlar. Amerikan LiveScience dergisinde, yüzyıllardır gizemi çözülmeye
çalışılan, varlığı ve yokluğu tartışılan, somut kanıtlara sahip olunamadığı için
'sır' olarak kalmayı sürdüren, bilimin bir türlü kesin ve akla yatkın bir
açıklama sunamadığı tuhaf, ürpertici, merak uyandırıcı, en çok konuşulan '10
Gizemli Olgu'nun listesi yayımlandı. Hayaletlerden UFO'lara, psiÅŸik güçlerden 'déjÃ
vu' duygusuna kadar tartışılan ve bir türlü açıklanamayan 10 fenomen sizi
bekliyor.
1- Taos UÄŸultusu
ABD'nin New Mexico eyaletinde bulunan küçük
Taos kentini ziyaret eden bazı turistler ve vatandaşlar, yıllardır, çöl
havasında gizemli, güçsüz, düşük frekansa sahip bir uğultu ve titreşim
duyduklarını anlatıyorlar. Bu iddiada bulunanlar, Taos vatandaşlarının sadece
yüzde ikisini oluşturuyor. Bazıları bunun çöldeki garip birtakım akustik
sorunlarından kaynaklandığını düşünürken, bazıları da bir çeşit kitle histerisi
ya da uğursuz bir sır olduğuna inanıyor. Duyulduğu iddia edilen sese ister
vızıltı, ister uğultu, ister titreşim deyin; ister psikolojik, ister doğal,
ister doğaüstü olduğuna inanın... Hakkında bilinen bir tek gerçek var: O da
şimdiye kadar hiç kimsenin bu garip sesin kökenini ortaya çıkaramadığı.
2- Büyük Ayak
Bu gizem de Amerika'dan... Yeni Kıta'da
yıllar boyunca, insana benzeyen, bol tüylü, son derece iri boyutlara sahip,
'Büyük Ayak' adlı bir yaratığı gördüğünü iddia eden sayısız insan ortaya çıktı.
Tüm kıta çevresinde kaydedilen iddialar eğer doğruysa, aslında binlerce Büyük
Ayak'ın yaşıyor olması gerekirdi. Ancak bugüne kadar bu korkunç yaratığa ait tek
bir ceset bile bulunamadı. Ortada belirsiz fotoğraflar, video kayıtları ve
tanıkların açıklamalarından başka bir şey yoktu. Görünen o ki bilim mantıklı bir
açıklama getiremediği sürece Büyük Ayak da, İskoçya'nın varlığı bir türlü
kanıtlanamayan ünlü Loch Ness canavarı gibi gizemler dünyasındaki yerini
koruyacak.
3- Önsezi
İster altıncı his, ister önsezi, ister kötü
hisler diyelim; hepimizin hayatımızda en az bir ya da birkaç kez garip
sezgilerimizi rehber alarak hareket ettiÄŸimiz olmuÅŸtur. Elbette bu karamsar
hislerimiz çoğunlukla yanlış çıkar. Ancak kimi zaman kimi insanların altıncı
hisleri -ne yazık ki- doğru alarm verir. Psikologlar bu durumu açıklarken
insanların bilinçaltlarında, farkında olmadan çevremizdeki dünya hakkında bilgi
topladığını vurguluyorlar. Bu şekilde biz aslında sadece 'görünüşte
bilmediğimiz' bazı şeyleri biliyor ya da hissediyoruz. Ancak söz konusu bilgiler
bilinçaltımızın derinliklerinde yaşadığı için, bunun nasıl olduğunu bir türlü
anlayamıyoruz. Bu açıklama kimileri için tatmin edici olsa da pek çok
araştırmacıya göre önsezi kanıtlanması ve üstünde çalışılması zor bir konu.
4- Asla bulunamayan
kayıplar
İnsanlar bazen ortadan kaybolur. Bazıları
yaşadıkları hayattan kendi istekleriyle kaçar, bazıları büyük çaplı ve
cesetlerin tanınamadığı kazalarda yitip gider, bazıları cinayet kurbanı olur.
Kayıplar ölü ya da diri bulunur. Ancak bazı insanlar vardır ki neredeyse tek bir
iz bırakmadan ortadan kaybolurlar, adeta buharlaşırlar. 1872'de Portekiz
yakınlarında bulunan 'hayalet gemi' Marie Celeste'in mürettebatı, Amerikan işçi
lideri Jimmy Hoffa bu şekilde kayıplara karışan insanlardan sadece bazıları.
Kaybolan insanlar, normal şartlarda polis soruşturması, itiraflar ya da tesadüf
sonucu bulunuyor. Ancak ortada hiçbir olay ve kanıt olmadığı zaman insan ister
istemez psişik detektiflerin işe ele atması gerektiğini düşünüyor.
5- Hayaletler
"Ölü insanlar görüyorum" repliğiyle
zihnimize kazınan 'Altıncı His' filminden, lisedeyken ev partilerinde pek
çoğumuzun katıldığı masum ruh çağırma seanslarından, çocukken masal gibi
dinlediğimiz korkulu hayalet hikâyelerine kadar ruhlar üzerine hep konuşulur.
Hayaletlerin varlığı hakkında ciddi bir kanıt olmamakla birlikte, onları
gördüğünü, onlarla konuştuğunu, onların fotoğraflarını çektiğini ısrarla anlatan
-içten ya da değil- şahitler pek çoğumuzun yakın çevresinde bile
mevcut.
6- Déjà vu
Fransızca bir kelime olan 'déjà vu',
Türkçede 'daha önce görülmüş' anlamını taşıyor. Açıklamak istediği durum ise
kısaca şu: Özel bir anı ya da birtakım koşulları, aynı şekilde daha önceden de
yaşamış olduğunuzu hissetme hali. Herkesin hayatında bir ya da birkaç kez
yaşadığı bu duygu, şaşırtıcı, anlaşılmaz, gizemli ve evet ürkütücüdür. Birçok
kişi 'déjà vu' hissini psişik bir deneyim olarak algılar. Birçok kişiye göre ise
bunlar önceki hayatlarımızdan davetsiz çıkıp gelen anlık karelerdir.
Araştırmacılar 'déjà vu' ile ilgili bazı açıklamalar yapmaya çalışsalar da de bu
tuhaf hissin nedeni bir gizem olmayı sürdürüyor.
7- UFO'lar
UFO deyince genelde insanların aklına uçan
daireler, kısacası uzay gemileri gelse de UFO'nun açılımı 'Tanımlanamayan Uçan
Nesne'... Ve bu nedenle evet UFO diye bir şey var. Çünkü dünyanın her tarafında,
gökyüzünde ne olduğunu tanımlayamadıkları birtakım objeleri gördüğünü söyleyen
insanlar var. Ancak bu obje ve ışıklar, aslında uçak mıdır, meteor mudur yoksa
gerçekten Marslıların son model uzay gemisi midir, bu bir türlü açıklığa
kavuşamıyor.
8- Ölümden sonra
hayat
Hayatlarında bir kez ölüme yakın deneyim
geçirmiş kişilerin bazıları, karanlık bir tünelde yol alıp, sonunda beyaz bir
ışık huzmesine kavuştuklarına dair hikâyeler anlatır. Bunlar arasında
sevdiklerinize kavuşmak, garip bir huzur hissetmek gibi daha renkli öyküler de
mevcuttur. Bu deneyimler son derece etkileyici olmakla beraber maalesef kimse
'öbür taraf'tan elinde bir kanıtla ya da doğrulanabilir bir bilgiyle geri
dönmeyi başaramıyor. 'Öbür dünya' meselelerine kuşkuyla yaklaşanlar, söz konusu
deneyimlerin travma geçirmiş bir beynin gördüğü halüsinasyonlar olduğunu
vurguluyorlar. Tabii bu nedenle de son derece doğal ve açıklanabilir
olduklarını... Ölüp de geri dönen olmadığına göre, bu konu gizemini koruyacak.
9- İçine doğmak
Hem Doğu hem de Batı toplumlarında,
'önsezi'nin -ki biz bunu halk arasında 'içine doğmak' olarak adlandırıyoruz- bir
çeşit psişik güç olduğuna inanılıyor. Bugüne dek psişik güçleri olduğunu iddia
eden kişiler, araştırmacılar tarafından pek çok teste tabi tutuldu. Ancak elde
edilen sonuçlar her seferinde ya olumsuz ya da muğlak ve şüpheliydi. Altıncı
hissin gücüne inanan pek çok kişi, psişik güçlerin test edilemeyeceğini, çünkü
bir nedenle kendilerine şüpheyle yaklaşanların ya da bilim adamlarının yanında
azaldığını vurguluyor. Eğer bu tespit doğruysa, bilimin psişik güçlerin
varlığını, gelecekte de ne ispat edebilmesi ne de çürütebilmesi mümkün
görünmüyor.
10- Beden/Zihin
Bağlantısı
Bir efsaneye dönüşen 'plasebo etkisi'
zihinle beden arasındaki muhteşem ilişkinin en basit kanıtı. Bu etki kendini
şöyle gösteriyor: Sahte, yani aslında ilaç olmayan bir ilaç aldıklarından
habersiz hasta denekler, dertlerine derman olacak bir ilaç içtiklerini ve
dolayısıyla iyileşeceklerini düşündüklerinden kendilerini çok daha iyi
hissediyorlar. Üstelik etki kimi zaman bununla da kalmıyor, tıbbi belirtilerde
de bir düzelme görülüyor. Bazen de yine bu 'yalancı' ilaçların işe yaradığını
kanıtlamak istercesine ilacın etkisiyle acı çekiyorlar. Plasebo deneklerine
bakınca, insan ister istemez zihni neye inanırsa bedeninin de onu yaşadığına
hüküm getiriyor. Bu inanılmaz bağlantı çok sınırlı biçimde açıklanabiliyor.
Ancak pek çok uzman, zihnin yardımıyla bedenin kendi kendini iyileştirebilme
kabiliyetinin, modern tıbbın yaratabileceği herhangi bir mucizeden kat be kat
büyüleyici olduğuna inanıyor.
Kaynak:
Hürriyet
|