Yazı Başlığı: Sözcükte Anlam
Eklenme Tarihi: Haziran 26, 2007
Kategori: sozcukte_anlam
Sözcükte
Anlam
GENEL BİLGİLER
Sözcük, çoğu zaman,
dilin kendi başına anlamı olan en küçük parçası, diye tanımlanır. Ağaç, hayal,
dost gibi sözcükler buna örnektir. Bazı sözcükler ise tek başına anlam taşımayıp
diğer sözcüklerle bir araya geldiğinde belli bir anlam ifade eder: için, gibi,
göre vs.
ÖSS’de sözcük
anlamına dayalı sorular değişik soru biçimleriyle karşımıza çıkar. Kimileri
“Aşağıdakilerden hangisinde altı çizili sözcük mecaz anlamıyla kullanılmıştır?”
gibi bilgiye dayalı olduğu halde, kimileri “Aşağıdakilerden hangisinde “gün”
sözü ötekilerden farklı anlamda kullanılmıştır?” gibi sözcüğün cümle içindeki
yorumuyla ilgilidir. Hatta yoruma dayalı sorular sözcük anlamıyla ilgili
soruların çoğunu oluşturur.
GERÇEK, MECAZ VE
YAN (YAKIŞTIRMA) ANLAM
Gerçek anlam, bir
sözcüğün temel anlamıdır; buna sözcüğün ilk akla gelen anlamı ya da sözlükteki
ilk anlamı da denir. Bir sözcüğün diğer anlamları gerçek anlamından yola
çıkılarak oluşturulmuştur. Örneğin “Burun” dendiğinde aklımıza ilk gelen,
insanın bir organıdır. Öyleyse; “Burnundaki benler onu öyle tatlı gösteriyordu
ki...” cümlesindeki “burun” sözü insanın bir organı anlamında olduğundan gerçek
anlamında kullanılmıştır. Ancak aynı söz; “Bugünlerde burnu büyüdü kimseleri
gözü görmüyor.” cümlesinde insanın bir organı anlamını vermekten çok uzaktır.
Temelde bu, gerçek anlamdan doğmuş ancak tamamen farklı bir özellik kazanmıştır.
İşte sözcüğün
gerçek anlamından tamamen uzaklaşarak kazandığı bu anlama mecaz anlam diyoruz.
Bir de sözün, çoğu
kaynağın mecaz anlama dahil ettiği ancak mecaz anlamdan biraz farklı olması
yönüyle yan anlam ya da yakıştırma diye de anılan bir anlamı vardır. Yukarıda
verdiğimiz “burun” sözünü “Ayakkabımı biraz küçük almışım; burnu ayağımı
sıkıyor.” cümlesinde ele alalım. Buradaki “burun” sözü gerçek anlamda değildir;
çünkü “insanın bir organı” ifadesini taşımıyor. Tam olarak mecaz anlama da
girmez; çünkü temelde gerçek anlamla yakın bir ilgisi vardır. Ayakkabının o
kısmına burun denmesinin nedeni insanın burnuna konum itibariyle
benzemesindendir. İşte sözcüğün, gerçek anlamında karşıladığı varlığa şekil
benzerliğinden dolayı başka bir varlığa verilmesine yan anlam ya da yakıştırma
denir.
SOMUT VE SOYUT
ANLAM
Sözcükler
varlıkları ve kavramları karşılar. Varlık, madde olarak bulunan yani duyu
organlarıyla algılanabilen bir nitelik taşır. Örneğin; ağaç, yeşil, kalem gözle;
soğuk, ıslak dokunmayla; ses, gürültü işitmeyle; koku koklamayla; acı, ekşi
tatmayla algılanabilir. İşte duyu organlarımız yardımıyla algılayabildiğimiz bu
sözcüklere somut anlamlı sözcükler denir.
Oysa üzüntü, sevgi,
özlem, hasret, rüya gibi sözcükleri herhangi bir duyumuzla algılayamayız;
bunların sadece kavram olarak var olduğunu kabul ederiz. İşte bu tür sözcüklere
de soyut anlamlı sözcükler denir.
Bir sözcük her
zaman somut olamayacağı gibi her zaman soyut da değildir. Bir cümlede somut olan
sözcük başka bir cümlede soyut anlam taşıyabilir. Örneğin; “Bu iki çizgi
arasındaki açı kırk beş derece vardır.” cümlesindeki “açı” sözcüğü ölçülebilen
bir değer taşıdığından somut anlamlıdır. Aynı sözcük “ Sen bu sorunu hangi
açıdan ele aldın?” cümlesinde, ölçülebilen bir değer olmaktan çıkmış, mecaz
anlam kazanarak soyut bir kavramı karşılar duruma gelmiştir.
TERİM ANLAM
Herhangi bir bilim,
sanat ya da meslekle ilgili özel bir kavramı karşılayan sözcüklere terim denir.
Yeni bulunan bir kavram, yeni bir terimle karşılanabileceği gibi, günlük hayatta
kullanılan bir sözcüğe özel bir anlam verilerek de karşılanabilir. Örneğin
“ağız” sözü “Adamın ağzında diş kalmamış, hala genç gibi davranıyor.” cümlesinde
gerçek anlamında ve günlük kullanımıyladır. Aynı söz “İstanbul’da büyümüş; ama
Karadeniz ağzıyla konuşuyor.” cümlesinde dilbilgisinde bir tanım olan “yöresel
konuşmalara dilde verilen karşılık” anlamına gelerek bir terim oluşturmuş. Ya da
“Irmağın ağzı toprakla dolmuştu.” cümlesinde olduğu gibi “ırmağın denize
karıştığı yer” anlamında kullanılarak coğrafi bir terim olmuştur.
EŞ ANLAM
Aynı kavramı
karşılayan farklı sözcükler eş anlamlıdır. Örneğin “ayakkabı” sözü ile “kundura”
sözü aynı nesneyi karşıladıkları için eş anlamlı sayılır. Ancak bir sözcük daima
başka bir sözcükle eş anlamlı olmaz. Bazen aynı sözcük farklı cümlelerde eş ya
da farklı anlamlar da taşıyabilir. Cümlenin gelişine göre eş anlamlılık durumu
değişir. Örneğin; “Çocuğun kara gözleri, büyüleyiciydi.” cümlesindeki “kara”
yerine “siyah” diyebiliriz. Ancak “Ah alnımın kara yazısı!” sözündeki “kara”
yerine “siyah” getirilemez. Çünkü “kara” sözü cümlelerin ikisinde de farklı
anlamlar veriyor. Dolayısıyla ikinci cümlede mecaz anlama geldiği için yerine
“siyah” sözcüğünü getiremiyoruz.
KARŞIT (ZIT) ANLAM
Birbirine karşıt
kavramları karşılayan sözcüklerdir. Karşıt anlamlı sözcükler iki zıt noktayı
belirtirler. Örneğin; “güzel” sözcüğünün karşıtı “itici” olamaz çünkü iticilikte
sevimsizlik anlamı da vardır. Oysa “güzel” sözü sevgiyi beraberinde ifade etmez.
Bunun karşıtı ancak “çirkin”dir. Aynı durum eylemlerde de görülür. Örneğin;
“sevmek” eyleminin karşıtı “sevmemek” değildir. Çünkü “sevmek” iyi bir duygunun
varlığını bildirir. Sevmemekte ise bu duygunun bulunmadığı anlamı vardır. Oysa
karşıtlıkta, olan duygunun tam karşıtı olmalıdır; bu da “nefret etmek”tir. Bu
nedenle karşıtlıkla olumsuzluğun farkını görmek önemlidir.
DEYİM
En az iki sözcükten
meydana gelen, sözcüklerden en az birisi mecaz anlamıyla kullanılan, cümlede
eylem bildiren söz öbekleridir. Deyimi oluşturan sözcükler çoğu zaman kendi
anlamlarından uzaklaşmış görülürler. Örneğin; “Haberi duyunca etekleri zil
çaldı.” cümlesinde “etekleri zil çalmak” çok sevinmek anlamına gelen bir
deyimdir. Ancak burada etek, zil, çalmak sözlerinin sevinmekle bir ilgisinin
olmadığı açık.
Bazı deyimlerde ise
sözcükler gerçek anlamlarını tamamen yitirmemiş olabilir. Örneğin; “Yükte hafif
pahada ağır ne varsa getirin.” cümlesindeki altı çizili deyimde “yük” ve “paha”
sözcüklerinin gerçek anlamlı olduğu açıktır.
Deyimler genellikle
bir eylem bildirir. Bu nedenle bir eylem gibi çekimlenebilir. Bu yönüyle
atasözlerinden farklılık gösterir. Atasözleri daima cümle halinde bulunup yargı
bildirirlerken, deyimler mastar olarak da kullanılabilir. Örneğin “küplere
binmek” deyimdir ve “sinirlenmek” anlamındadır. Mastar halinde de anlamlıdır.
Ancak bu açıklamaya uymayan deyimler de vardır. Örneğin, “Dün az kalsın kaza
yapıyordum.” cümlesinde altı çizili söz deyim olarak verilmiş. Biz bu deyimi “az
kalmak” şeklinde mastar olarak kullanamayız. Aslında bir eylem de bildirmeyen bu
tür sözler, deyimlerin genel niteliklerine pek uymaz.
ATASÖZÜ
Yıllar önce
söylenmiş, dilden dile aktarılarak günümüze kadar gelmiş, öğüt bildiren, genel
kural niteliği taşıyan söz öbekleridir. Genellikle kesin bir yargı bildiren
cümleler biçiminde görülür.
Atasözlerinin
söyleyeni belli değildir. Sadece mecaz anlam veren atasözü olabileceği gibi,
sadece gerçek ya da hem gerçek hem mecaz anlam taşıyanlar da vardır. Örneğin;
“Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” atasözü sadece mecaz; “Dost ile ye iç,
alışveriş etme.” sadece gerçek”; “Taşıma su ile değirmen dönmez.” hem gerçek hem
mecaz anlam verir.
SESTEŞ (EŞSESLİ)
SÖZCÜKLER
Yazılışları aynı,
anlamları arasında hiçbir ilgi bulunmayan sözcüklerdir. Örneğin;
Bir gül de içimiz
aydınlansın.
Bu gül bahçesini
çok severim.
cümlelerinde altı
çizili sözlerin yazılışları aynıdır. Ancak birincisi eylem, diğeri çiçek ismi
olan bu sözler arasında hiçbir anlam ilgisi yoktur. Öyleyse bunlar sesteş
sözcüklerdir.
ÖZDEYİŞ (VECİZE)
Kim tarafından
söylendiği bilinen özlü sözlerdir. Genellikle evrensel nitelikler gösterir.
Düşünüyorum,
öyleyse varım.
Descartes
YANSIMA SÖZCÜKLER
Doğada duyulan
seslerin taklit edilmesiyle oluşan sözcüklerdir. Bu sözcüklerde ses-anlam
ilişkisi güçlüdür. Bu tür sözcükler sese dayalı olduğundan çoğu dilde benzerlik
gösterir.
Çalılıktan çıtır
çıtır sesler geliyordu.
Köpek acı acı
havlıyordu.
Su şırıl şırıl
akıyordu.
cümlelerinde altı
çizili sözler yansımadır.
Yansıma sözcüklere
benzeyen ancak ses ilgisi bulunmadığından yansıma denmeyen sözcükler de vardır.
Güneş pırıl pırıl
parlıyordu.
Işıl ışıl bir güne
merhaba dedik.
cümlelerinde altı
çizili sözler sese dayalı olmadığından yansıma değildir.
İKİLEME
Sözün anlamını
pekiştirmek, onu zenginleştirmek ya da değişik anlam ilgileri oluşturmak için
iki sözün bir araya getirilmesiyle oluşan söz öbeğidir. İkilemeler yapıca ve
anlamca farklılıklar gösterir.
a.
Aynı sözcüğün tekrarıyla yapılabilir.
Usul usul sınıfı
terk etti.
Koşa koşa geldi.
b.
Yakın anlamlı sözcüklerin tekrarıyla yapılabilir.
Yalan yanlış
sözlerle ortalığı karıştırdı.
Artık kimsede ar
namus kalmadı.
c.
Karşıt anlamlı sözcüklerin tekrarıyla yapılabilir.
Aşağı yukarı iki
aydır kimse uğramadı buraya.
İşin aslını er geç
öğreneceğim.
d.
Biri anlamlı biri anlamsız sözcüklerle yapılabilir.
Eğri büğrü
yollardan denize ulaştık.
İçeriye ufak tefek
bir adam girdi.
e.
Her ikisi de anlamsız sözcüklerle yapılabilir.
Ivır zıvır eşyaları
tavan arasına kaldırdık.
Böyle eften püften
sebeplerle oyalama beni.
f.
Sözcüklerden biri ya da her ikisine ekler getirilerek yapılabilir.
Beni baştan aşağı
şöyle bir süzdü.
Onunla başa baş
mücadele etti.
Her ikileme cümleye
değişik bir anlam katar.
Yüzüme acı acı
gülümsedi. (kuvvetlendirme)
Gideli aşağı yukarı
iki gün oldu. (ihtimal)
Ivır zıvır eşyaları
atın. (değersiz)
Caddede sıra sıra
ağaçlar vardı. (çokluk)
AD AKTARMASI
Benzetme ilgisi
kurmadan bir sözün başka bir söz üzerine kullanılmasıdır. Bunda, parça söylenip
bütün, genel söylenip özel çağrıştırılabilir.
“Biz hilale şan
arayan gemicileriz.”
dizelerinde “hilal”
sözü bayrak yerine kullanılmıştır.
“Bu derste Fikret’i
okuyacağız.”
sözünde “Fikret”
sözü Fikret’in şiirleri anlamında kullanılmıştır.
|