|
|
..:: YAZILAR ::..
|
Yazı Başlığı: İlginç Bilgiler - 1
Eklenme Tarihi: Eylül 28, 2007
Kategori: ilginc_bilgiler
…İlginç
Bilgiler...
(1)
· Yapıştırıcılar
Nasıl Yapıştırıyor?
Yapıştırıcıların sağladığı
yapıştırma olayı aslında kimyasal reaksiyondan başka birşey değildir. Günümüzde
imalatçılar yapıştırıcıları sentetik malzemeler kullanarak yaparlar. Yapıştırma
olayında benzer yada iki malzemeden iki madde, birde yapışkan gerekir. Burada en
önemli görev yapıştırıcıdadır. Yapıştırıcı moleküllerinin diğer iki madde
molekülleri ile birleşme eğilimi gösterir bir yapıda olması gerekir.
· Radyonun
sesi Açılınca Pil Daha Çabuk mu Biter?
Pille çalisan portatif
radyolarda
sesin yüksekliği pilin ömrünü etkiler. Radyo açık,
sesi kapalı durumu
ile
sesin sonuna kadar açık durumu arasındaki fark pillerin ömürlerinin
kısalmasına neden olur.
ses sonuna kadar açıldığında pillerden çekilen akim
yüzde 30 artmaktadır. Bu durum, küçüğünden büyüğüne, pille çalışan ve
ses
yükselticisi olan bütün radyo, teyp, volkmen vb. için aynidir.
· Matematikte
Niçin -2 ile -2 nin Çarpımı +4 Eder?
Haftanın beş günü ise
otobüs ile gidip geldiğinizi varsayalım. Her sefer bir milyonluk bir biletle
yapılıyor. On milyon tutarında on tane bilet aldınız. Her gün gidiş geliş
kullandıkça iki tanesi eksiliyor. Bunun eşitlikteki yeri (-2) dır dır. Siz bu
isi beş gün süresince yani 5 kez yaparsanız (-2)x( +5)= 10 olur. Diyelim ki
bayram tatilinin iki günü o haftanın Perşembe ve Cuma günlerine geldi ve tatil.
Bu kez yapmanız gerekeni yapmıyorsunuz. İki günlük 4 bileti kullanmıyorsunuz. Bu
hareket, yapmanız gerekene göre negatif yani ters yönde bir harekettir. Her gün
bilet almak yerine iki gün süresince hiç bilet kullanmıyorsunuz. İki kere
negatif hareketi "-2" bilet üzerinde yapınca o hafta elinizde (-2)x( -2) =(+4) .
bilet kalıyor.
· Termos
Nasıl Sıcağı Sıcak, Soğuğu Soğuk Tutuyor?
Tek nedeni vardır, vakum.
Yani boşluk. Bir termosta iç içe geçmiş iki kap vardır. Dıştaki metal bir kap
olup içteki genellikle bir cam sisedir. İkisinin arasındaki hava ise
boşaltılmıştır. Tam olmasa da üreticiler tarafından elde edilebilen tama yakin
bir boşluk vardır. Vakumlu bir ortamda hava molekülleri de olmadığından isi
iletilemez. Cismin ısısı başlangıçta ne ise o halde kalır. İçerden dışarıya,
dışardan içeriye ısı geçişi olmaz. Böylece termosa konan sıvı sıcaksa sıcak,
soğuksa soğuk kalır.
· Bir
Hafta Niçin 7 Gündür?
Babilliler 7 günlük haftayı
zaman birimi olarak kullanıyorlardı. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile güneş
ve ayın sayısının 7 olusu bu sayıyı gizemli ve uğurlu kılıyordu. Daha sonra
dinlerde, göğün 7 kat olusu ve doğadaki ana renk sayısının 7 olusu, müzik
notalarının 7 olusu sayının önemini daha çok belirtti. Daha sonra Fransa takvim
yapısını değiştirerek hafta sayısını 10 yaptı ama kabul görmedi. Rusya 5 günlük
hafta uygulamasına geçti, o da tutulmadı. Sonunda yine hafta 7 gün olarak kaldı.
· Niçin
Otellerin Kapıları Döner Kapıdır?
Döner kapıların tek amacı
enerji tasarrufudur. Büyük binaların içerleri devamlı olarak ısıtılır. Açılan
normal kapıdan içeri soğuk hava rahatlıkla girer. Eğer normal kapı kullanılırsa
hava değişimi nedeniyle klimalar veya motorlar yeniden çalışacaktır. Özellikle
çok kişinin girip çıktığı otel veya benzeri binalarda enerji tasarrufu için
döner kapı kullanılır. Döner kanatlar sıcak havanın dışarı çıkmasına, soğuk
havanın da içeri girmesini-engeller.
|»
"İlginç Bilgiler" Sayfasına Dön! « |
Not:
İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir...
|
|
Yorumları Oku (4) Yorum Yaz Yazdır Tavsiye Et
|
Yazı Başlığı: İlginç Bilgiler - 2
Eklenme Tarihi: Eylül 28, 2007
Kategori: ilginc_bilgiler
…İlginç
Bilgiler...
(2)
· Bardaktaki
Buzlar Niçin Birbirlerine Yapışırlar?
Buzun erimesi için yalnızca
sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların kayma nedeni de budur.
Basınçla alt tabaka erir ve kayma oluşur. Bir kabin içinde ya da bir bardakta
üst üste duran buzların her biri altındakine değdiği noktada bir basınç
oluşturur ve bu, noktada çok küçük kısım erir. Buradan hareket eden su çok az
yanda iki buz küpçüğünün birleştiği noktada tekrar donar. İki buz parçası kaynak
yapılmışçasına birbirlerine yapışır ve orada bir daha erime olmaz.
· Kumaşlar
Yıkandıktan Sonra Niçin Çeker?
Aslında kumaş ıslanınca
lifler şiştiğinden kumasın az biraz uzaması gerekmektedir. Ama-bükümlerin
açılarındaki deformasyonun yarattığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan sonuçta
kumaş boydan kısalır. kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski
durumlarına gelirler. Ama kumaş ilk ölçülerine dönemez. Su, yüksek isi,
çalkalama, sabun hepsi kumasın çekmesini kolaylastirir. Kumaş birkaç kez
yıkandıktan sonra ölçüleri belli bir dengeye ulaşır ve ondan sonra yıkandığında
çekmez.
· Çinlilerin
Gözleri Neden Çekiktir?
Yalnız Çinlilerin değil
Orta ve Güneydoğu Asyada yasayanların, Japonların hatta Eskimoların da gözleri
çekiktir. Aslında göz yapısı bütün dünyada aynidir. Farkı yaratan göz
kapaklarıdır. Çekik gözlü diye nitelendirilen ırklarda gözün üzerindeki göz
kapağının ikinci kıvrımı, gözün üstüne daha çok inmiştir. Bazı teorilere göre bu
kıvrım insanların gözlerini yoğun kar tabakasının, göz kamaştıran ışığından
korumak için bir çeşit kar gözlüğü gibi gelişmiştir. Çinde ve öteki bölgelerde
her ne kadar yoğun kar yağmıyorsa da onların atalarının buzul çağında kuzeyde
yasadıkları daha sonra güneye indikleri kanıtlanmıştır. Yalnız gözleri değil,
burunları da rüzgâra karsı korunmak için küçülmüş, burun delikleri soğuğu
engellemek için daralmıştır. Ciltleri de koruma amaçlı olarak yağlıdır. Göz
kapakları da yağlıdır. Gözü ve iç tabakalarını kara ve buza karşı korur. Yani
çekik gözlü değil, düşük göz kapaklı, demek daha doğrudur.
· Ateş
Böceği Nasıl Işık Saçıyor?
Yaz gecelerinin
karanlığında otların arasında veya havada uçarken parıldayan, yanıp sönerek
sarı-yeşil bir ışık veren bir böceği görmüşsünüzdür. Yanına yaklaşıldığında
ışığını söndüren, gece karanlığında izini kaybettiren bu böceğin ismi ateş
böceğidir.
Aslında bu böceğin verdiği
ışığın ateşle de sıcaklıkla da bir ilgisi yoktur. Bunun bilimsel adı “soğuk
ışık”tır ki günümüz teknolojisi bu ışığı henüz yapay olarak üretmeyi
başaramamıştır. Bilim insanları dünyada milyonlarca yıldır mevcut olan bu tabiat
teknolojisinin önce çalışma mekanizmasını çözmek sonra da taklit ederek insanlık
hizmetine sunabilmek için çalışmalarına hız vermişlerdir.
Kısa bir zaman öncesine
kadar sürtünme veya ısı olmadan ışık elde etmenin imkansız olduğuna
inanılıyordu. Nasıl ki normal bir ampul kendisine verilen enerjinin yüzde 4”ünü,
florasan ampul ise yüzde 10”unu ışığa dönüştürebiliyor, geri kalanını ısı olarak
yayıyorsa, ateş böceğinde de benzer bir durum olduğunu sanan bilim insanları,
böceğin bu iş için kullandığı enerjinin tamamını ışığa dönüştürebildiğini tespit
edince hayrete düştüler. Gelelim ateşböceğinin ışık üretme mekanizmasına...
Aslında ateş böceklerinin ışık verme reaksiyonları o kadar hızlıdır ki bu
fonksiyonun kademelerini incelemek hemen hemen imkânsızdır. Yani ışık üretim
mekanizması hakkındaki bilgiler hala teoride kalmaktadırlar. Kesin olarak
bilinen bunun moleküler seviyede kimyasal bir işlem olduğu, bazı moleküllerin
ayrışarak daha yüksek enerjili hale geçebildikleri ve bu fazla enerjiyi ışığa
dönüştürebildikleridir.
Ateş böceğinin karın
bölgesindeki ışık organında bulunan guddelerden, ışık elde elmede rol alan iki
ana kimyasal madde üretilmekledir. Bunlardan birincisinin kimyasal yapısı
aydınlatılmış ve yapay olarak elde edilmiştir. İkincisinin ise yapısındaki gizem
çözülmesine rağmen sentetik olarak üretilmesi hala mümkün olamamıştır. Ateş
böceklerinde üretilen iki kimyasalın birleşiminin de ışık vermeye tam olarak
yetmediği, böceğin ışık bölgesine yakın solunum organının ışık verme anında
burayı oksijenle beslemesi gerektiği tespit edilmiştir. Bilinmeyen bir başka
ayrımı ise bu ışığı hangi şalterin açıp kapadığıdır.
Bu gizemli böceklerin 2 bin
çeşidi olup erkekleri uçabilirken dişileri kanatsızdırlar. Erkekler dişileri
aramak için geceleri uçarlar ve ışıklarını birbirleri ile iletişim kurmak için
kullanırlar. En iyi ışık verimini gelişmiş dişiler verir. Ateş böcekleri
geceleri 3 saat süreyle ışık verebilirler.
Genellikle ısırarak
zehirledikleri salyangozları yedikleri için kireçli toprakların olduğu nemli
bölgelerde daha çok görünürler. Parlamayı sağlayan kimyasal maddeler sayesinde,
kazara onu yiyen bir düşmanı kusmak zorunda kalır ve bir daha başka ateş böceği
yemeye teşebbüs etmez.
|»
"İlginç Bilgiler" Sayfasına Dön! « |
Not:
İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir...
|
|
Yorumları Oku (1) Yorum Yaz Yazdır Tavsiye Et
|
Yazı Başlığı: İlginç Bilgiler - 3
Eklenme Tarihi: Eylül 28, 2007
Kategori: ilginc_bilgiler
…İlginç
Bilgiler...
(3)
· Doğum
Gününde Pasta Kesme Adeti Nereden Geliyor?
Düğünlerde pasta kesmek
adetinin, yeni evlilere bereket, doğurganlık ve mutluluk dileklerinin
iletilmesinin zaman içinde gelişmiş bir şekli olduğundan bahsetmiştik. Doğum
günlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kökeni ve amacı değişiktir. Zaten
tek kat olan şekli ve üzerindeki mumlar nedeniyle pasta görünüş olarak da düğün
pastasından farklıdır. Pasta sözcüğünü hep günümüzdeki anlamı ile kullanıyoruz.
Aslında tarihi gelişimi içinde kek demek daha doğru olur. Doğum günü pastasının
bilinen tarihi Helen uygarlıklarına kadar uzanır. Bir kutlama amacı ile ortaya
çıkması ise Ortaçağda Almanyada olmuştur. 13. yüzyılda Almanyada çocuklara
gösterilen ilgi belki bugünkünden bile fazlaydı. Doğum günleri bir festival
şeklinde kutlanıyordu.
Doğum günü kutlaması sabaha karşı, şafakta, gün ağarırken
başlıyordu. Üstü yanar mumlarla süslenmiş pasta kek eve getirildiğinde çocuk
uyandırılıyor, pastanın üstündeki mumların ise yemek vakti gelene kadar devamlı
değiştirilerek sürekli yanar halde kalmaları sağlanıyordu. Yemeğin başında çocuk
mumları üfleyerek söndürüyor ve şölen başlıyordu. Pastanın üzerindeki mumların
sayısı çocuğun yaşından bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gün sönecek
hayatın ışığını simgeliyordu. Ayrıca çocuğa bir çok hediyeler getiriliyor, o gün
istediği, sevdiği yiyecekler hazırlanıyordu. Yani o zamanlarda doğum günü
kutlamaları çocuklara yönelikti. Günümüzde her yaştan insanın kutladığı doğum
günü ve kesilen pasta işte o zamanların bir adetinin devamıdır. Doğum günü
pastasının üstündeki mumları bir üfleyişte söndürmek, bu arada bir dilek tutmak,
eğer dilek gerçekleşirse bunu kimseye söylememek adetleri de o günlerden
kalmadır
· Çinliler
Yiyecekleri Niçin Çubuklarla Yerler?
Aslında nedeni tam
bilinmiyor. Bir görüşe göre, vakti zamanında Çin imparatorlarından biri halkın
ayaklanmasından korktuğundan, eritilip silah olarak tekrar kullanılabilecek
metal olan her şeyin toplanmasını emretmiş. Ellerindeki bıçak, kaşık ve benzeri
şeyleri vermek zorunda kalan Çinliler ne yapsınlar, çaresiz bambu kamışlarından
yapılmış ince çubuklarla yemek yemeye alışmışlar. Akla daha yatkın gelen diğer
bir görüşe göre ise çubukla yemek adeti Çinlilerin yiyeceklerini küçük parçalara
bölüp yeme alışkanlıklarından ve buna bağlı olarak zaman içinde çok önemli bir
ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Yemek çubukları milattan bir yüzyıl önce doğmuş.
Yemeği içindeki yağa atıp karıştırarak pişirmeye yarayan tava benzeri kaplar
kullanılmadan önce yiyecekler odun ateşi üzerinde pişiriliyormuş.
Nüfus çoğaldıkça artan
yiyecek ihtiyacından dolayı ormanlar kesilip tarlalar açıldıkça bu sefer de
odun, yani yakacak sıkıntısı başlamış. Zamanla etleri ve sebzeleri çok küçük
parçalara bölüp, yağ içinde karıştırarak kızartmanın hem süratli pişmeyi hem de
odundan tasarrufu sağladığını görmüşler. O zamanlar ağaç sıkıntısı nedeniyle,
yemek masası kullanmak zenginlere mahsus bir lüks olduğundan insanlar bir elleri
ile yiyecek veya pirinç tabağını tutuyor, yemek yemek için de sadece diğer
ellerini kullanabiliyorlarmış. Çinlilerin yemeklerinin bol soslu olduğunu
söylemeye gerek yok. Yerken çubukları kullanmak, her şeyi tek elle yemek zorunda
olan Çinlilerin bütün parmaklarının kirlenmesi sorununu çözdüğü için hızla
yayılmış. O zamanlar çubukların çok azı ağaçtan, çoğunluğu fildişi ve
kemiktenmiş. Şimdi artık ne metal ne de ağaç kıtlığı var. Zaten onların yerini
sentetik malzemeler çoktan almış durumda. Ne var ki bırakın Çini, diğer
ülkelerdeki bir çok insan bile bir Çin lokantası bulup, çubuklarla yemeğe
uğraşıp, Çin imparatorunun veya odun yokluğunun yarattığı eziyete seve seve
katlanıyorlar.
· Yılbaşında
Çam Ağacı Süsleme Adeti Nereden Geliyor?
Yılbaşı günlerinde, evin
bir köşesinde, minik bir çam ağacı bulundurmak ve onu süslemek adetinin
kökeninin Almanya olduğu ileri sürülür. Almanların cennet ağacı adını verdikleri
ve Adem ile Havvanın gizemli hikayesine dayanarak üzerini elmalarla donattıkları
ağaç köknardı. 15. yüzyıldan sonra bu ağaçlara sadece meyve değil ekmek, bisküvi
gibi yiyecekler de asılmaya başlanmış, Protestanlığın yayılması ile birlikte
bunlara yanan mumlar da eklenmiştir. Adet Avrupaya yayılırken aynı zamanda
göçmenler tarafından Amerikaya da taşınmıştır. Aslında ağaçların ruhani
törenlerde önemli bir sembol olarak yer alması adeti çok eskilere, Hıristiyanlık
öncesi zamanlara, hatta putlara ve doğaya tapınıldığı zamanlardaki Mısır ve Çin
uygarlıklarına kadar uzanır. O devirlerde doğanın yeşilliği ve ağaçlar sonsuz
hayatın sembolleriydiler. Benzer şekilde Kuzey Avrupa ülkelerinde de yine
Hıristiyanlıktan çok daha önceki zamanlarda ağaçlar ruhani bakımdan kutsal kabul
ediliyorlardı.
Kuzey Avrupada kış
aylarında sadece bir kaç saat süren gündüzler 21 Aralıktan itibaren uzamaya
başlarlar. Uzun karanlık günlerin bittiğinin, gittikçe daha aydınlık günlerin
geleceğinin müjdesi olan Aralık ayının bu günleri de törenlerle karşılanırdı. Bu
adet Avrupada güneye indikçe değişerek yayıldı. Romalılar zamanında takvimin
başlangıcının, dünyanın yaratıldığı ay olduğuna inanılan ve tabiatın
canlanmasının müjdecisi olan Mart ayından Ocak ayına kaydırılması ile kutlanacak
tarihler konusunda kafalar iyice karıştı. Zamanla Kuzey Avrupa ülkelerinin
karanlığın bitişi ayin ve kutlamaları, Hıristiyan dünyasınca Hz. İsanın doğum
günü kabul edilerek ki bu kesin değildir.
Noel kutlamalarına dönüştürüldü. Bu
arada ağaçlar, özellikle çam ağaçları bu kutlamanın simgesi olmaya devam
ettiler. Her ne kadar yılbaşı günlerinde bir çam ağacının süslenmesi tüm dünyada
adet olduysa da bu günün dini bakımdan bir özelliği yoktur. Dünyanın Güneş
etrafındaki bir turunu tamamladığı coğrafi bir konumdur. Uygarlık ve
teknolojinin ilerlemesi ile çam ağacı üzerindeki mumların yerlerini yanıp sönen
minik renkli ampuller, elma, ekmek ve bisküvinin yerini rengarenk süsler aldı.
Günümüz insanı ağaçlara tapmamasına rağmen onların kıymetini daha iyi biliyor.
Bir kaç günlük eğlence için çam ağaçlarını kesmiyor, plastik taklitlerini
kullanıyor.
|»
"İlginç Bilgiler" Sayfasına Dön! « |
Not:
İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir...
|
|
Yorumları Oku (0) Yorum Yaz Yazdır Tavsiye Et
|
|
|
Bu sitenin tüm hakları, yüce TÜRK Miletine aittir. Her
türlü alıntı yapmak serbesttir. Yapılan alıntılarda yazının sahibi ve kaynağı belirtilmelidir.
İletişim: turkce.yasamm@gmail.com
|
Sayfanın
Başına Dön !
Türkçe,
Edebiyat,
Türkçe
Eğitimi,
Bilgicik.Com,
Türkçe,
Edebiyat,
Türk,
Sitemap
|
|