|
|
..:: YAZILAR ::..
|
Yazı Başlığı: Telefon
Eklenme Tarihi: August 2, 2007
Kategori: icatlar_ve_buluslar
Telefon

XIX. yüzyılın son çeyreğinde Morse telgrafı
standart araçları, kuralları ve uzmanlarıyla tam örgütlenmiş bir kamu hizmeti
durumuna gelmişti. Ve sayısız araştırmacılar daha da geliştirmek için harıl
harıl çalışmaktaydılar. Çabaları özellikle iki yön izlemekteydi: En kısa zamanda
masrafları karşılayacak azami hızı ulaşımda sağlamak; bir de Morse alfabesini
bir yana bırakıp mesajları normal yazıyla alabilmek...
Birincisini duplex (çift taraflı haberleşme) tekniğiyle yani her iki yönden
birden mesaj göndermek yoluyla sağladılar. Bu güzel icat iki kişinin eseri oldu:
Wheatstone (1852) ve Amerikalı Stearns (1868). Ünlü Thomas Edison da bunu
1871'de guadruplex sistem haline soktu.
İkinci sorun için ilk çözüm bulan İngiliz Davit Hughes (1831-1900) oldu.1855'te
alfabenin harflerine karşılık olan bir klavye teklif etti. Ama yine de en köklü
çözüm yolunu basit bir telgraf teknisyeni olan Fransız Emile Baudot (1845-1903)
gösterdi. 1874'te karma bir yol Hughes ile şirketinin kullandığı Morse
makinelerinin birleştirilmesini teklif etti. Ve bunu gerçekleştirmeyi başardı.
Böylece yazılı bir telgraf meydana getirmekle kalmadı, birkaç mesajı (5-6
taneyi) birden gönderme imkânını da sağlamış oldu.
Açıkgöz bir adam olan Baudot, icadının beratını almaya ve makinesini P.T.T.'ye
kabul ettirmeyi başardı. Bunun kendisine paraca bir tatmin sağladığı
söylenemezse de adının Morse'unki gibi gelecek kuşaklara bir cins isim olarak
kaldığını görmek kıvancına erişti.
Telefon Baudot'nun ilk denenmesi sırasında icat edildi.
Bu icadın da uzun bir geçmişi olmuştur. İlkini, sicimi: telefonu (Hooke) bir
yana bırakalım; 1782'de sesleri 800 m. uzağa götürmeyi deneyen Papaz Dom
Gauthey'i de anıp geçtikten sonra, bu alanda ciddi ilk çalışmayı yapmış olan
Amerikalı Charles Page'a (1812-1873) gelelim. Page yumuşak demir parçacıklarını
hızla mıknatıslamak ve mıknatıslığını gidermek yoluyla sesleri almayı
başarmıştı. Meslektaşı Cenevreli fizikçi Auguste de la Rive (1801-1873) bunu
geliştirdi ve işi, telefonun gerçek ön-icatçısı olarak sayacağımız Alman fizikçi
Philipp Reiss (1801-1873) ele aldı .
Reiss makinesi sesin titrediği bir zardı ve bu titremeler elektrik devresini
kapatmaktaydı.
Reiss, uluslararası üne sahip bir bilgin değildi. Öyle ki, çalışmaları kendini
aynı çalışmalara vermiş olan Amerikalı profesörün kulağına rastlantıyla çalındı.
Bu bir diksiyon profesörünün oğlu olup 3 Mart 1847'de Edinburg'da doğan Graham
Bell idi. Kendisi de babası gibi fonetikle konuşma mekanizması ve sağır
dilsizlerle ilgilenmişti. Bu alandaki incelemeleri sırasında Holmholtz'un
"İşitme Duyusu Açısından Müziğin Fizyolojik Teorisi" (1863) adlı eserinden,
elektromıknatısın etkilediği bir diyapazon aracılığıyla nasıl sesler elde
edilebileceği hakkında fikir edinmiş ve elektrik konusunda incelemeler yapmaya
başlamıştı.
1872'de A.B.D.'ye göç eden ve Boston Üniversitesine ses fizyolojisi profesörü
olarak atanan Bell, sağırlarla ilgili projelerini bir yana atmış değildi; hatta
bir sağır kadınla evlenmişti. O kadar ki, 1875'te bir telgraf maniplesi
aracılığıyla bir diyapazonu onlar için titreştirmişti. Günün birinde diyapazonun
yerine mıknatıslı maden parçaları kullandı ve bunlardan birinin kuru bir ses
çıkararak elektromıknatısa gidip yapıştığını gözlemledi. Ani bir esinlemeyle
irkildi. Maden parçacıklarının yerine bir zar yerleştirdi ve zarı titreşimlerine
göre direnci değişen bir elektrik devresine bağladı. Sonra telin öbür ucunda
çalışmakta olan asistanına seslendi: "Bay Watson, gelin! size ihtiyacım var."
Watson şaşkın ve ürkek bir tavırla koşup geldi: Patronunun sesini telefondan
duymuÅŸtu.
Bu olay 10 Mart 1876'da olmuştu. O zamanlar ilim adamları bu icadı Amerika'nın
en olağanüstü buluşu olarak nitelemekteydiler, ama o haliyle çok olduğu da bir
gerçekti. Bir elektrik jeneratörüyle çalışmıyordu. Elektrik akımını yaratan,
vericideki manyetik alanın değişimleriydi ve bu telden geçerek alıcıdaki
elektromıknatısı harekete getiriyordu. Bu durumda 10-12 metreyi aşamazdı. Aygıtı
ilk geliştiren Edison oldu (1876). Vericiye bir pil bağlayarak gücünü artırdı.
1878' de Hugnes mikrofon'u icat etti ve böylece zarların titreşimleri sonucu
elde edilen sesleri büyük oranda yükseltmek mümkün oldu.
Böylesine olağanüstü bir buluş, sözgelişi, New York'ta iken Boston'daki
arkadaşının sesini duymak görülmemiş bir heyecan yarattı; olaylara,
kıskançlıklara, kinlere ve davalara konu oldu. ilk davayı açan Amerikalı değerli
teknisyen Elisha Gray (1835-1901) idi. içine kapanık bir araştırmacı olan Gray
telefonu Graham Bell'le aynı zamanda bulmuş, ama ne yazık ki beratını ondan iki
saat sonra istemişti. Bu 120 dakikalık gecikme mahkemelerin, haklarını
reddetmesi için yetti. Graham Bell'in, icadını telgraf şirketi Western Union'a
teklif edip (1877) reddedilmesinden sonra kurulan Bell Telephone Åžirketi
aleyhine; sözde başka mucitler, geliştiriciler ve rakipler tarafından bir yığın
davalar açılmaya başlanmış, bir yandan da berat meseleleri çevresinde tatsız
didişmeler ve açgözlü çekişmeler almış yürümüştü.
Bütün davalar art arda gerçek mucidin lehine sona ermekteydi. Telefon da bir
yandan durmadan yayılmakta, teller şehirlerden şehirlere uzanmaktaydı. 1880
yılında Amerika'nın 35 eyaleti telefon santralına kavuşmuş ve 70.000 abone
kaydetmişti. Bell 4 Ağustos 1922'de Halifax'da öldüğünde A.B.D. ve Kanada'daki
17 milyon abonelik şebekede ulaşım bir dakika durduruldu.
1876'da telefonun icadı bunca hayranlık dolu bir şaşkınlık yarattıktan sonra
fonografın etkisi ne oldu, bir gözünüzün önüne getirin. Oysa bu konu da ani
olarak patlak vermemiş, çalışmalar az çok kulaktan kulağa duyulmuştu. Bilim
adamları uzunca bir süreden beri uğraşmaktaydılar; hatta 1857'de yarı yola
varmışlardı bile. O yıl mütevazı bir basın musahhihi olan Fransız Edouard-Leon
Scott (1817-1879), gerçek bir kaydedici fonograf imal etti. Bu, altında bir
silindirin döndüğü madeni bir sivri uç ve buna bağlı bir zardan oluşmuştu. Bu
zarın önünde konuşulunca ya da şarkı söylenince sesler sivri madeni uç
aracılığıyla silindirin üzerinde titreşimli izlet bırakıyordu.
Bu kaydetmenin tersinin olabileceği yani sivri ucu bu izlerden bir daha geçirmek
yoluyla söz ya da müziği yeniden meydana getirmek bambaşka bir alandı elbet. Ve
kolay kolay kimsenin aklına gelecek şey de değildi. Bunu ilk düşünen Charles
Cros (1842-1888) adında bir Fransız oldu. Cros şair, mizahçı, hem de bilim
adamıydı. Bir yandan şiirler yazıyor, bir yandan da teorik olarak renkli
fotoğraf, gezegenlerarası ulaşım ve fonograf tasarlıyordu. Tasarıları
gerçekleşti ve 1877'de Bilimler Akademisine, "paleophone" adını verdiği gerçekte
bir fonograf olan bir aletin planını sundu.
Edison'un bu çalışmadan haberi oldu mu? Yoksa yalnızca bir rastlantı sonucu
olarak mı bilmiyoruz; tıpatıp aynı ilkelere dayanan makinesi için berat istedi.
Edison'u bu makinenin önünde çocukça bir şarkı olan "Mary had a little lamb -Mary'nin
minik bir kuzusu var" şarkısını söylerken görenler, makinenin az sonra hımhım
bir sesle bunu tekrarladığını duydular.
1878'in fonografı bir oyuncaktı, ama inanılmaz bir gelişme gösterdi ve günümüzün
elektrofon ve mikrosiyon plaklarına bir yığın yeni buluş ve icatlara yol açtı...
|
|
Yorumları Oku (4) Yorum Yaz Yazdır Tavsiye Et
|
Yazı Başlığı: Morse Telgrafı
Eklenme Tarihi: August 2, 2007
Kategori: icatlar_ve_buluslar
Morse Telgrafı
1793'te Convention Meclisi, Claude
Chappe'inkini resmen tanıdı diye öteki mucitlerin kabuklarına çekildiklerini ve
kendilerini yenilmiş saydıklarını sanmamalıyız. Mucit her şeyden önce inançlı
kişidir. Dehasına çılgın bir güven vardır ve hatta bir rakibin başarısı bile
kendisinin yanlış yolda olduğuna inanması için yeterli değildir. Öyle ki, Chappe
şebekesi kurulup işletilmeye başlandığı halde, optik telgrafın en iyi yol
olmadığına, ses ve elektriğe dayanılarak daha verimli sonuçlar alınabileceğine
inananlar, kanılarına uygun araştırmalarını sürdürmeye devam ettiler.
Özellikle elektrikli telgraf birçok muciti meşgul etmekteydi. Çünkü gece ve
sisten etkilenmeyişi, düzenli kullanılmasını ve güvenilir bir araç olmasını
sağlayacak bulunmaz bir nitelikti. Böyle düşünenlerin başında Georges Lesage
(1724-1803) gelmekteydi. Meydana getirdiÄŸi her biri alfabenin bir harfini
yollayan 24 tellik makineyi 1774'te denemeye koydu. Ucuna baÄŸlanan bir
elektrostatik makineyle elektriklenmiş olup öbür uçta bulunan ufak bir topu
itmekteydi. Bu sistem değişik şekiller altında Fransa'da Lomond, Almanya'da
Reiser, İspanya'da Bettancourt, sonra da Salva tarafından denendi.
Bunların iki ortak kusuru vardı: Önce, elektriklenmiş maddelerin itilmesi
makinenin alıcı kısmında karışıklıklar çıkarmaktaydı, sonra daha da önemlisi,
elektrostatik deşarj, pratik olmayan bir araçtı. Bu, 1800'de Volta pillerinin
icadından sonra daha belirli olarak meydana çıktı. Bu pil, araştırmacıların
emrine sürekli bir akım vermekteydi.
Bundan ilk yararlanmasını bilen Bavyeralı bilgin Soemmering oldu. Onun da
makinesinde Lesage'inki gibi 24 hat vardı ve bunların her birinin karşı ucu bir
voltametreye bağlı duruyordu. Gönderilen harfler, o harflere karşılık olan
voltametrenin içinde meydana getirdiği baloncuklardan anlaşılıyordu. Makine
henüz işe yarayamayacak ilkellikteydi ve kullanılır hale gelmesi için daha
birçok icatların yapılmasını beklemek gerekti.
Bu buluşlar 1819 -1833 yılları arasında yapılan elektrodinamik konusundaki
icatlardır. Bu alanda Oersted. Ampere ve Faraday gibi büyüklerin adları duyuldu.
Bu kişilerin araştırma ve icatları sayesinde telgrafçılar elektro-mıknatıs gibi
kımıldayan toplarla ya da pilde oynaşan baloncuklarla kıyaslanmayacak duyarlıkta
bir araç elde ettiler. Mıknatıs konusunda araştırmalar da yapmakta olan büyük
Matematikçi Gauss, Fizikçi Weber'le birlikte 1833'te Goetingen'de bu ilkeyle
işleyen bir elektrikli telgraf istasyonu kurdu. Bu alıcı aynalı bir galvanometre
olup mesajları yansıyan ışıklar şeklinde alıyordu. Bu ilkeyi Gauss ve Weber'le
aynı zamanda başkaları da kullanmaktaydılar: Rusya'da Schilling, (1786-1837),
İskoçya'da Ritchie ve Alexander...
Aynı ilkeye dayanan bu çalışmaların ayrı yerlerde ve aynı zamanda sürdürülmesi
elektrikli telgrafın verilerinin birleştirilmiş ve kafalarda imgelenmiş olduğunu
ispatlamaktadır. Bilim adamları gerekli öğeleri getirmişlerdi, iş teknisyenlerin
hüner ve yaratıcılığına kalmıştı. Güçlü hayal ve hüner sahibi mucitler hemen
hemen bütün büyük ülkelerde bulunduğundan telgrafla ilgili bir yığın projeler
meydana getirilmekteydi.
İngiltere'de, Schilling'in deneylerini izlemiş olan Cooke adlı bir öğrenci
Charles Wheatstone (1802-1875) adlı bir bilginin yardımıyla 1837'de kadranlı bir
telgraf imal etti. Bunda harfler galvanometrenin beş iğnesiyle gösterilmekte ve
bu iğneler vericinin maniplesine aynı sayıda telle bağlı bulunmaktaydı.
Almanya'da, Münih Üniversitesi fizikçisi Cari Steinheil (1801 -1870) pilin
yerine iki yönde akım veren bir endüktör kullandı. Ve bu iki akımı bir
elektromıknatısın üzerine uyguladı. Makine gerektiği gibi işletildiğinde,
alıcıda elektromıknatısların karşıtlı sapmaları görülüyordu. Bunlara birer kalem
bağlanıp önünde bir kâğıt şerit çevrildiğinde, kâğıda şekiller çizilmekte ve
bunlar önceden tespit edilen kotlarla yorumlanabilmekteydi. 1837-1838 yıllarında
Steinheil bunu bir millik uzaklıkta denedi. Cooke'unkine olan üstünlüğü tek
telle işlemesiydi ve akımın dönüş teli de kaldırılmıştı. Mucit-bilgin toprağın
dönüş iletkenliği görevini yapabileceğini bulmuştu.
Amerika'da telgrafçılık alanına atılan kişi bir öğrenci ya da bir bilim adamı
değil, ünlü bir ressam oldu: Samuel Morse. 27 Nisan 1791'de dünyaya gelmişti. O
da Fulton gibi sanata İngiltere'de ve Benjamin West'in desteğiyle atılmıştı.
Yoksulluk ve türlü mutsuzluklarla geçen yıllardan sonra A.B.D.'nin resmi ressamı
olmuştu. Tumturaklı ve usta fırçasıyla ülkesinin önemli tarihi olaylarını tuvale
aktarmaktaydı. Bundan başka Washington, La Payette, Monroe gibi ünlü general ve
siyaset adamlarının portrelerini yapmıştı. Öyle ki, 1829'da Fransa'ya geldiğinde
bir ünlü kişi sıfatıyla akademi artistleri ve siyaset adamları tarafından
karşılandı.
Bununla birlikte adını ölümsüzleştirecek olan hikâyesi, 3 yıl sonra Amerika'ya
dönmek üzere bindiği Fransız gemisi Sully'de başladı. Orada, öğrenimini
Fransa'da yapmış olup belki de hatıra diye ülkesine bir elektromıknatıs
götürmekte olan vatandaşı genç kimyacı Charles Jackson ile tanıştı. Bu araç
hakkında gemide yapılan tartışmalar Morse'un ilgisini çekti. Ancak, bir
ressamdan beklenmeyecek kadar bu konulara yakınlığı olsa gerekti ki, geminin
kaptanına gerçek bir kehanet diye niteleyebileceğimiz şu sözleri söylemişti:
"Kaptan, günün birinde telgraftan dünyanın harikalarından biri diye söz
ettiklerini duyarsanız, onun 13 Kasım 1832'de Sully'de icat edildiğini
hatırlayın."
Havadan bir söz mü? Sanatçı düşleri mi? Bunları söyleyemeyiz. Çünkü 1837'de,
İngiltere'de Cooke ve Wheatstone, Almanya'da Steinheil, kendi icatları olan
telgrafların beratlarını alırlarken, New York'ta resim sanatı profesörü olan
Morse da aynı formalitelerle meşguldü. Makinesi kısa bir süreden beri birçok
ülkede kullanılanlara benzer bir mekanizmaya sahipti: Dokunulduğunda
elektriklenip devreyi kapatan eksenli bir maniple, alıcıdaysa elektromıknatıs
tarafından çekilen oynak bir armatür ve bunun bir kâğıt şeridi üzerinde
bıraktığı izler... Çalışmalarına Mühendis Alfred Vail da katılmış ve mucite bazı
çok yararlı bilgiler vermişti. Bunlardan en önemlisi bugün Morse dediğimiz
alfabe konusuyla ilgili olanıdır.
Morse telgrafını dünyanın çok kısa bir sürede benimsediği ve fabrikatörlerin
imal etmek için birbirleriyle yarışa başladıkları sanılmasın. Gerçekten, Cooke-Wheatstone
ya da Steinheil'inkinden belli üstünlükleri yoktu. Kaldı ki bir ressamın,
bilginlerin alanına burnunu sokmasını kimse hoş karşılamıyordu, İngiltere işi
teknisyenliğe döküp zavallı Cooke'u uzaklaştırmış olan Wheatstone'dan başka
kimseye güvenmeye niyetli görünmüyordu. Almanya da yalnız Steinheil'i
tutmaktaydı, Fransa ise hâlâ Chappe'dan vazgeçmiyordu. Morse'a da başkent
başkent dolaşıp hükümetlere, icadıyla ilgilenmeleri için dil dökmek kalıyordu.
1848'de İngiltere'deki birçok demiryolu şirketi Wheatstone'un sistemini
uygulamaya başlamıştı bile. Ve yalnız ulaşımda kullanmakla yetinmeyip halkın
hizmetine de sunmuşlardı. Öte yandan Bavyera'da Steinheil, Prusya'da karmaşık ve
güç bir sistem olan Siemens-Halske kullanılmaktaydı. Avusturya, Wheatstone'un
bir deÄŸiÅŸik ÅŸekli olan Bain sistemini kabul etmiÅŸ. A.B.D.'deyse Morse, Senato'yu
sonunda ikna edebilmiş ve Meclis, Washington-Baltimore arasında (64 km.) bir hat
kurulması için 30.000 dolarlık kredi verilmesini kabul etmişti.
Bu kararın tarihi, deneyin de yapıldığı 24 Mayıs 1844' tür. Morse, jüri ve
davetlilerle birlikte Washington'da bulunuyordu. Vali ise Baltimore'daydı. Genç
bir kız İncil'i açtı ve şu başlığı okudu: "Tanrı neyi yarattı?" Morse,
Baltimore'a bu cümleyi iletti ve Vail derhal aynı şeyleri geri gönderdi.
Karşılığın çabukluğu inançsızların duraksamalarını bir anda sildi ve
Baltimore'dan bir ailenin, telgrafla akrabalarına sağlık haberini göndermesi
üzerine taşkın heyecan gösterilerine dönüştü. Morse'un kaderi yeni bir şekil
almıştı. Elbette, her büyük icattan sonra olduğu gibi aleyhine üst üste davalar
açılacaktı, ama mucit başardığına ve zamanın kendi lehine çalışacağına emindi.
Morse'un karşılaşacağı en büyük güçlük, kendisinin de tahmin ettiği gibi,
kurulmuş olan tesisleri yıkmaktı. Gerçekten uygar ülkelerin çoğunda telgraf bir
süreden beridir işlemekteydi, öyle ki, büyük masraflarla meydana getirdikleri
tesisleri, yeni bir makine için bozmaya hiç biri niyetli görünmüyordu.
Steinheil değerli bir bilgin olduğu kadar mert karakterli bir insandı. Rakibinin
sistemine ilk katılan o oldu. Böylece Alman şebekesi Morse'la donatıldı ve
1850'de 2.400 km.'yi aştı. Hollanda şebekesi 1845'te ve Morse'un, Wheatstone'u
güçlükle yendiği Belçika şebekesi de 1847'de açıldı. Aynı tarihte fizikçi ve
siyaset adamı Carlo Matteuci (1811-1868) İtalya'yı önce kadranlı bir makineyle,
sonra Morse'la bu devreye kattı. Onu 1850'de Rusya, 1852'de İsviçre, 1845'te
İspanya izlediler.
Ya Fransa? Geleneksel Chappe'a sıkı sıkı sarılmış olan hükümet ve yöneticiler
elektrikli telgrafın ateşli taraftarlarının şiddetli yermelerine inatla karşı
koymaktaydılar, İngiltere'de Wheatstone'un, Bavyera'da Steinheil'in sistemleri
güzel güzel işliyor, Amerika'da Morse'un New York-Baltimore hattının başarısının
yarattığı heyecanın yankıları ta oradan duyuluyor ve Fransa durmuş, Chappe
kulelerini geliştirmeye bakıyordu. Bu utanç verici gecikmeye şiddetle dikkati
çeken Arago oldu. Bu konuda nasıl olduysa, demiryolundakinden daha sağduyulu bir
davranışı benimsemişti. Böylece, 1844 yılında, Paris-Rouen arasına bir deneme
hattı çekilmesi için 240.000 franklık bir kredi verilmesi kabul edildi ve
işlerin yönetimine Mühendis Louis Breguet (1804-1883) atandı.
Bu ad, yüzyılın en ünlü saat ve Chappe araçları yapımcısı Abraham-Louis
Breguet'den (1747-1823) ötürü saygıyla anılmaktaydı: Torunu Louis Breguet bu ünü
hem pekiştirmiş, hem bilgin soyunun devamını sağlamıştı. Oğlu Antoine Breguet
(1851 -1882) sanayi elektrikçilikte ün yapmış ve torunu Louis Breguet,
havacılığının öncülerinden ve kahramanlarından biri olmuştur.
Paris-Rouen hattını kurmakla görevlendirilen Breguet'nin her şeyden önce çetin
bir sorunu çözümlemesi gerekiyordu. Telgraf idaresi müdürü Alphonse Foy,
servislerinin bu faaliyete yardımcı olmalarını ilke olarak kabul etmekle
birlikte, kurulacak istasyonun, Chappe'ın işaretlerini vermesini şart koşuyordu.
Breguet bu kalın kafalıyla mücadeleden yılmadı ve onu, iğneleri Chappe'ın
hareketlerini tekrarlayan bir kadranlı makine göstererek kandırdı.
Paris-Rouen hattı yenilik taraftarlarını haklı çıkarttı. 1846'da yeni bir hattın
(Paris-Lille) kurulmasına karar verilmesi, Fransa'nın da elektrikli telgraf
çevresine katıldığına işaretti. Zaten Foy-Breguet sistemi sekiz yıl sonra
değiştirildi ve Morse kabul edildi, öte yandan kadranlı Breguet telgrafı
demiryolu şirketlerince yüzyılın sonlarına kadar kullanıldı.
A.B.D. telgraf telleriyle örülüyordu. Bunların uzunluğu 1855'te 45.000 km.'yi
bulmuştu. İngiltere dışında Avrupa ve dünyanın çoğu ülkeleri Morse makineleriyle
donanmıştı. Yaşlı mucit hayatının son yıllarında üne, huzura ve servete
kavuşmuştu. Kendisine bir ata gibi saygı gösteriliyor, madalya ve onurlar
veriliyor, akademiye seçiliyor, kendi heykel -anıtının açılış töreninde
bulunuyordu. 2 Nisan 1872'de öldüğünde adı, bir özel ad olmaktan çıkmış, cins
'isim' olarak sözlüklere girmişti.
|
|
Yorumları Oku (2) Yorum Yaz Yazdır Tavsiye Et
|
Yazı Başlığı: Chappe Telgrafı
Eklenme Tarihi: August 2, 2007
Kategori: icatlar_ve_buluslar
Chappe Telgrafı
Bu telgraf ÅŸekli en eski zamandan beri
uygulanmaktaydı. Agamemnon, Truva'nın alındığını Klitemnesr'e böyle duyurmuştu.
Bu yöntem daha sonra Doğabilimci Enee, Polybe, Çinliler ve Kartacalılar
tarafından geliştirildi. Sonunculardan da Romalılara geçmiş ve çok
kullanılmıştı. Hatta işi Clyde'den Tyne'e uzanan surların içine tunçtan akustik
borular yerleştirmeye, yani gerçek bir telefon hattı kurmaya kadar vardırmışlar
ve haberleri ya da emirleri böylece 1.000 metreden 1.000 metreye hızla
duyurabilmiÅŸlerdi.
Barbar istilâlarıyla birlikte bütün bu hünerli tekniklerin sonu geldi. Ve yeni
kıpırdamalar ancak XVII. yüzyılda başladı. Bunlardan iHc kayda değer girişim
Richer ve Gaspard Schott'unki oldu. (XVI. yüzyılın sonu.) Bunu 1684'de daha önce
sözünü ettiğimiz ekşi huylu büyük bilgin Hook'un yöntemi izledi. Yüksek bir
yerden alfabenin her bir harfine karşılığı olan işaretlerin verilmesinden
ibaretti bu. Dört yıl sonra da Amonson tarafından geliştirildi. Ancak, genel bir
gösteriye kalkışıldığında müthiş bir fiyasko oldu. Gösteri Veliahttın ve saray
mensuplarının huzurunda yapılacaktı. Şımarık saray züppeleri, üstelik sağır olan
zavallı bilim adamını öyle bir alaya aldılar ki adamcağız kurduğu tesisatı
iÅŸletemedi.
Deneyler üç çeyrek yüzyıl sonra yeniden başladı. Cenevreli fizikçi Lesage
(1774), Latin Belâgati Profesörü Fransız Dupuis (1778), Bastille'e atılan
Polemist Linguet (1780). Deniz Subayı Courrejolles (1783), Parisli fizikçi
Lomonde (1787), Alman Profesör Bergstrasse (aynı yıl), İspanyol Mühendis
Bettancourt (1788), Fransız Abbe Chappe (1790), Alman Reiser (1794). İspanyol
Salva (1797) harıl harıl deneylere giriştiler. Sonunda çok sayıda ve çeşitli
yollar gösterdiler.
Ne var ki, bunlardan çoğu fanteziden öteye gidebilecek türden değildi. Sözgelişi
Bergstrasse, işaretlerin top atılarak verilmesini önermekteydi. Bazıları ise,
Lesage'ınki gibi zamansızdı, çünkü gerçek bir elektrikli telgraf niteliğinde ve
ayrıntılarda bazı gelişmeler gerçekleştirilince, enikonu yararlanılabilecek
olgunluktaydı.
Claude Chappe (1763 . 1805), kardeşlerinden uzak kaldığı tatillerini onlarla
haberleşebilmek için bir araç bulma çalışmalarıyla geçirirdi. Bu bir merkezin
çevresinde dönen bir cetveldi, iki ucunda birer cetvel daha vardı. Bu araçla
işaretler vermekte ve bu işaretler de önceden tespit edilmiş bir kod uyarınca
yorumlanmaktaydı. Uğraşı Chappe'ı iyiden iyiye sarmış olacak ki, yaşını aldıktan
sonra kendini bütünüyle bu konudaki çalışmalara verdi, işe akustik, sonra da
elektrik telgrafla başladıysa da, bunlar tatmin edici sonuçlar vermedi. Buna
karşılık kardeşleriyle giriştiği deneylerden hoşnut kaldı. Haklıydı ki, icadını
sunduğu Convention Meclisi, deneyin resmen tekrarlanmasını istedi.
Bu deney için bir vakitlerin oyuncağı büyütüldü. Ufak cetvel, bir direğin ucunda
dönen 4 metrelik bir çubuk olmuştu. İki ucundan sarkan bir metre uzunluğundaki
dal çeşitli şekiller alabilecek gibi konmuştu. Ve bu araç bütünüyle bir kulenin
tepesine yerleştirildi. Alt katta duran bir memur, sicimleri çekerek araca
önceden düzenlenmiş kolun tespit ettiği şekilleri verebilmekteydi. Araç, 12
Temmuz 1793'te Convention'un komiserlerinin huzurunda iÅŸletildi. 35 km. uzaÄŸa
yerleştirilmiş öteki istasyona gidecek mesajı ve cevabı 11 dakika içinde
gönderip aldı. Öylesine beğenildi ki, Chappe "telgrafçı-mühendis" olarak atandı
ve ilk hamlede hemen iki istasyon kuruldu.
Bu ilk hattın açılışı (Lille-Paris) Fransa'nın ve teknikler tarihinin onurlu
sayfalarından biridir. 1 Eylül 1794'te Convention'un oturumu açılır açılmaz
Carnot kürsüye fırlamış ve "Vatandaşlar!" diye haykırmıştı. "Paris-Lille
arasında kurmuş olduğumuz telgrafla az önce aldığımız habere göre Conde,
Cumhuriyete bu sabah saat 6'da teslim olmuştur." Bunun üzerine Meclis, Kuzey
Ordularına bir kutlama ve teşekkür telgrafı gönderilmesine karar verdi. Ve bu
ikinci mesajın karşılığı geldiğinde meclis hâlâ toplantı halindeydi.
1800 yılında Fransa'da üç telgraf hattı vardı: Paris-Lille, Paris-Strasbourg,
Paris-Brest. Bunların toplam uzunluğu 1.253 km. etmekteydi. Bu sayı 1844'te
5.000'e çıktı. Ulaşımdaki bu hız insanı şaşırtmayacak gibi değil: Paris-Lille
arası (aradan 22 istasyon geçerek) 2 dakika, Strasbourg-Paris 6.30 dakika, Lyon
ya da Brest'ten Paris 8 dakika, Toulon-Paris 20 dakika.
Bu sistem yabancı ülkelerde de uygulanmış, ancak görüş uzaklığı ve havanın
saydamlığı gibi şartlar göz önünde tutularak az çok değişiklikler yapılmıştı.
İtalya, Mısır ve İspanya olduğu gibi uygulamaktaydı. bunları. Almanya ve Rusya
da değişiklik yapmadan izledi. İngiltere kolların yerine tahta kanatlar taktı.
Öteki ülkeler ise telgrafı anlayıncaya ve "Chappe" uygulayayım deyinceye kadar
bu sistemin modası geçmeye başladı. Fransa 1844'te Cezayir'de ilk hattı inşa
ederken ülkesinde elektrikli telgraf kurulmaya başlanmıştı. Bu sistem çarçabuk
yayılıp ötekini silecekti.
|
|
Yorumları Oku (1) Yorum Yaz Yazdır Tavsiye Et
|
|
|
Bu sitenin tüm hakları, yüce TÜRK Miletine aittir. Her
türlü alıntı yapmak serbesttir. Yapılan alıntılarda yazının sahibi ve kaynağı belirtilmelidir.
İletişim: turkce.yasamm@gmail.com
|
Sayfanın
Başına Dön !
Türkçe,
Edebiyat,
Türkçe
EÄŸitimi,
Bilgicik.Com,
Türkçe,
Edebiyat,
Türk,
Sitemap
|
|