Yazı Başlığı: Göktürkler
Eklenme Tarihi: August 4, 2007
Kategori: Turk_tarihi
Göktürkler
Türk
Tarihîndeki Önemi: Türk
sözünü ilk defa resmî devlet adı olarak kabul edenler Göktürklerdir. Böylece
devleti ifade etmesi bakımından siyasî bir anlamı olan Türk kelimesi bu sayede
bütün bir milletin adı olmuştur.
Göktürk Menşe Efsaneleri ve
Ergenekon Destanı'na Göre
Türklerin Tarih Sahnesine Çıkışı
Göktürklerin "Kurttan Türeyiş"lerine
dair Çin kaynaklarında da geçen üç efsane vardır. Aslında bu efsanelerin hemen
hemen aynısı M.Ö. 119'da Hunlar tarafından büyük bir yenilgiye uğratılan Wu-sunlar
için söylenir.
Efsaneye göre Hunlar bir taarruz
neticesinde Wu-sun kralını öldürmüş, onun oğlu Kun-mo küçük olduğu için Hun
hükümdarı ona kıyamamış ve çöle atılmasını emretmiş. Küçük Kun-mo dişi bir kurt
tarafından emzirilmiş ve bu olayı uzaktan seyreden Hun hükümdarı, çocuğun kutsal
biri olduğuna inanarak, büyüdüğünde onu Wu-sunların kralı yapmış, içinden
Göktürkleri de çıkaran, Çinlilerin Kao-çı (Yüksek Tekerlekli Arabalılar) ve
T'ieh-li (Tölös) dedikleri, Orhun nehrinden Volga kıyılarına kadar geniş bir
alana yayılan bu güçlü Türk kavimler topluluğu için de "kurttan türeyiş"
efsanesi aynı motifi işler. Çin'deki Toba sülalesi devri kaynaklarında efsane
özetle şöyle anlatılır:
"Kao-çı kağanının çok akıllı iki
kızı varmış. Öyle iyi kalpli ve akıllılarmış ki, babaları onların ancak tanrı
ile evlenebileceklerini düşünerek, kızlarını bir tepeye götürmüş. Ancak tepeye
ne tanrı gelmiş ne de onlarla evlenmiş. Kızlar burada beklerken ihtiyar bir
erkek kurt tepede dolaşmaya başlamış. Küçük kız, kardeşine bu kurdun tanrının
kendisi olduğunu söyleyerek tepeden inmiş ve kurtla evlenmiş. Bu suretle Kao-çı
halkı bu kız ve kurttan türemiş.".
Bu efsanelerin tekamül etmiş şekli,
tarihî realiteye de uygun olarak, Göktürk menşe efsanelerinde ve Ergenekon
Destanı'nda görülür. M.S.570'te ortaya çıkan Çin'deki Sui Sülâlesi devrinde
Göktürklerle yakın münasebet kuran Çinliler, Türklerden öğrendikleri efsaneyi
tarih yıllıklarında not etmişlerdir. Efsane şöyledir:
"... (Göktürklerin) ilk
ataları Hsi-Hai, yani Batı Denizi'nin kıyılarında oturuyorlardı. Lin adlı bir
memleket tarafından, onların kadınları, erkekleri, büyüklü-küçüklü hepsi birden
yok edilmişlerdi. Yalnızca bir çocuğa acımışlar ve onu öldürmekten
vazgeçmişlerdi. Bununla beraber onun da kol ve bacaklarını kendisini Büyük
Bataklığın içindeki otlar arasına atmışlardı. Bu sırada dişi bir kurt peyda
olmuş ve ona her gün et ve yiyecek getirmişti. Çocuk da bunları yemek suretiyle
kendine gelmiş ve ölmemişti. (az zaman sonra) çocukla kurt, karı koca hayatı
yaşamaya başlamışlar ve kurt da çocuktan gebe kalmıştı. (Türklerin eski düşmanı
Lin devleti, çocuğun hâlâ yaşadığını duyunca) hemen kendi adamlarını göndererek,
hem çocuğu hem de kurdu öldürmelerini emretmişti. Askerler kurdu öldürmek için
geldikleri zaman, kurt onların gelişinden daha önce haberdar olmuş ve kaçmıştı.
Çünkü kurdun kutsal ruhlarla ilgisi vardı. Buradan kaçan kurt, Batı Denizi'nin
doğusundaki bir dağa gitmişti. Bu dağ, Kao-ch'ang (Turfan)'ın kuzey-batısında
bulunuyordu. Bu dağın altında da çok derin bir mağara vardı. (Kurt) hemen bu
mağaranın içine girmişti. Bu mağaranın ortasında büyük bir ova vardı. Bu ova,
baştan başa ot ve çayırlıklarla kaplı idi. Ovanın çevresi de 200 milden fazla
idi.
Kurt, burada on tane erkek
çocuk doğurdu. (Göktürk Devleti'ni kuran) A-şi-na ailesi, bu çocuklardan birinin
soyundan geliyordu."
Efsanede Türklerin yaşadığı ve
göç ettiği yer olarak gösterilen Batı denizi, kimi tarihçilere göre Turfan'ın
kuzey batısında yer alan Balkaş gölü veya Aral, hatta Hazar iken kimi
tarihçilere göre de Isık göldür. Isık göl ve civarı, Kırgızların millî destan
kahramanı olan Manas'ın da yaşadığı bir bölgedir. Ancak burada önemli olan menşe
efsanesinin, Göktürklerin "Ergenekon Destanı"nın ilk şekli olmasıdır. Bütün Türk
boylarında derin izler bırakan bu destan, içinde tarihî olayları barındırması
bakımından da dikkate değerdir. Destan özetle şöyledir:
"Türk illerinde Göktürk
oku ötmeyen, Göktürk kolu yetmeyen bir yer yoktu. Bütün kavimler birleşerek
Göktürklerden öç almaya yürüdüler. Türkler çadırlarını, sürülerinin bir yere
topladılar. Çevresine hendek kazdılar, beklediler. Düşman geldi. Vuruş başladı.
On gün vuruştular, Göktürkler üstün geldi." Düşman, Türkleri er meydanında
yenemeyeceklerini anladığından hileye başvurur ve Göktürkleri gafil avlayıp,
çadırlarını basar. Büyük bir katliam gerçekleşir. İl Han'ın küçük oğlu Kayan
(Kıyan) ve yeğeni Tukuz (Negüz) kadınlarıyla birlikte düşmanın elinden kaçar ve
onların bulamayacağı bir yere "Ergenekon" a (Sarp Dağ Beli) gelirler. Burası
geçit vermez, sarp dağlarla çevrili orta yeri düz, verimli bir ovadır. Burada
bir müddet sonra nüfusları gittikçe çoğaldığında, birbirine akraba, ayrı ayrı
"oba"lar oluşturdular. Nihayet dört yüz yıl sonra kendileri ve sürüleri
Ergenekon'a sığamaz oldu. Kurultay toplayıp, Ergenekon'dan çıkma kararına
vardılar. Çıkış için tek bir geçit vardı fakat burası da demirdendi. Bir demirci
ustasının fikriyle demir dağ büyük bir ateş yakılıp, devasa körüklerle
harlandırılarak eritildi. Nihayet, Börteçene (Bozkurt) adlı bir başbuğun
liderliğinde, Türkler Ergenekon'dan çıkıp bütün dünyaya yayıldılar.
Özetlenen bu destan, İlhanlı
tarihçisi Reşideddin tarafından nakledilirken, araya Moğollar da
serpiştirilerek, büyük ölçüde tahrif edilmiştir. Ancak destanda geçen motifler
ve çağrıştırdıkları olaylar, destanın Göktürklere ait menşe efsanelerinin
tekamül etmiş hâli olduğunu açıkça göstermektedir. Nitekim Börteçene,
Göktürklerin soylarını dayandırdıkları Asena gibi mübarek ve yol gösteren bir
kurttur. Hun birliği dağıldıktan sonra, destanın girişinde belirtildiği gibi,
Türkler Altay dağları civarına çekilmişler ve bir müddet Juan-Juanlar'ın
hâkimiyeti altında yaşamışlardır. Demircilikte ileri giden Göktürkler, Juan-Juan
hükümdarının "Sizler demircilikle uğraşan kölelerimsiniz" diye aşağılanmalarını
hazmedemeyerek, onlara savaş açmışlar ve yaklaşık dört yüz yıl süren
suskunluktan sonra, 545 yılında büyük bir zafer kazanarak istiklâllerinin
temelini atmışlardır. Reşideddin'in de Camiü't-Tevarih'te yazdığı üzere,
Ergenekon'dan çıkış, bir bayram olarak kutlanmış, önce Türk kağanı, ardından
beyler, bir parça demiri ateşe salıp kızdırdıktan sonra, örs üstünde
çekiçleyerek, Ergenekon'u Türk an'anesinde canlı tutmuşlardır.
Göktürk hükümdarlık ailesi
Aşına soyundan gelmekteydi. Yukarıda ifade ettiğimiz efsanelere göre Aşına soyu
dişi bir kurttan türemişti ve bu inanış sebebiyle de Göktürk Devleti alâmeti,
altından kurt başlı sancak olmuştur. Ergenekon efsanesi, Hun devletinin
yıkılmasından sonra, Türklerin yaşadığı zorlukları anlatmaktadır. Dolayısıyla,
tarihen yaşanmış olaylar, Göktürklerin, Hun devletinin bir devamı olarak ortaya
çıktıklarının bir delilidir. Nitekim devlet yapılanmasının Hunlarla aynı olması
da bu fikri kuvvetlendirir.
BİRİNCİ GÖKTÜRK KAĞANLIĞI
Göktürkler'in tarih sahnesine
çıktıkları sıralarda Orta Asya Moğol asıllı Juan-Juanların hâkimiyetinde idi.
Göktürkler de Altay dağları civarında, önemli bir siyasî güç hâlinde onlara
bağlı olarak yaşıyorlardı. Bu esnada geleneksel sanatları demircilikle uğraşan
Göktürkler, Juan Juanların silâhlarını imal etmekteydiler.
Göktürkler, daha 534 yıllarında Çin ile
diplomatik ilişkiler kuracak güce erişmişlerdi. Bu sıralarda başlarında Bumın
bulunuyordu. Bumın, bir Türk boyu olan Töleslerin isyanını bastırması
karşılığında Juan Juan Kağan'ının kızı ile evlenmek istedi. Ancak bu isteğinin
kabaca geri çevrilmesi üzerine Bumın, üst üste vurduğu darbelerle onların bütün
topraklarını ele geçirmiş ve kağanlarını da öldürmüştür. 552 yılında meydana
gelen bu olayla Göktürk devleti de kurulmuş oluyordu. İl-Kağan ûnvanını alan
Bumın, devletinin merkezî olarak da, Büyük Hun devletinin merkezinin bulunduğu
Ötügen'i (Orhun ırmağının hemen batısı) seçti.
Türk devlet geleneğine göre devlet doğu
ve batı olmak üzere iki kanat hâlinde teşkilâtlanmaktaydı. Devletin batı kanadı
doğunun yüksek hâkimiyetini tanımak durumundaydı.
Bumın doğuda kağan olduğu zaman, küçük
kardeşi İstemi de Yabgu unvanıyla devletin batı kanadının başına geçti.
(552-576). Bumın Kağan'ın devleti kurduğu yıl içerisinde ölmesi üzerine yerine
oğlu Ko-lo (Kara) kağan olmuştur. Ancak O'nun da erken ölümü ile kısa süren
kağanlığının ardından, Bumın' ın diğer oğlu Mukan Kağan'ı (553-572), devletin
doğu kanadının başında görüyoruz. Onun zamanında İstemi Yabgu batı kanadını
yönetmeye devam etmiştir. Mukan Kağan, devleti daha da güçlendirerek,
hâkimiyetini genişletmiş ve Çin üzerinde baskı kurmuştur.
Devletin batı kanadını idare eden
İstemi Yabgu, kısa zamanda, Altayların batısını Isık göl ve Tanrı dağlarına
kadar hâkimiyeti altına aldı. batıdaki faaliyetleri sonucunda, Orta Çağ'ın en
büyük iki devleti Sasani ve Bizans imparatorlukları ile ilişkiler kuruldu. İpek
Yolu'nu ellerinde tutan Akhun (Aftalit) devleti, Sasanilerle iş birliği
yapılarak ortadan kaldırıldı . Toprakları Ceyhun nehri (Amuderya) sınır olmak
üzere iki devlet arasında paylaşıldı (557). Böylece Göktürkler egemenliklerini
Kuzey Hindistan'daki Keşmir bölgesine kadar uzatacaklardır.
Göktürkler'le Sasaniler'in arası İpek
Yolu meselesinden dolayı bozuldu. Sasanilere karşı Bizans ile iş birliğine
yönelen İstemi, İstanbul'a bir elçilik heyeti gönderdi.
İmparator II. Justinos tarafından kabul
edilen bu heyet, aynı zamanda Orta Asya'dan Doğu Roma'ya giden ilk resmî heyetti
(568). Bizans da ipek ticaretinde Sasaniler'in aracılığından memnun değildi. Bu
sebeple Göktürklere karşı bir elçilik heyeti göndererek iki devlet arasında
ittifak yapıldı (571). Bu ittifak neticesinde 571 yılında 19 yıl sürecek olan
Sasani-Bizans savaşları başlamıştır. Bu savaşlar her iki devleti de sarsmış ve
İslâmiyet'in İran'da yayılıp yerleşmesinde büyük rol oynamıştır. Dünya tarihinde
çok önemli gelişmelere yol açan bu duruma, İstemi'nin batı siyasetinin katkısı
büyüktür.
Mukan Kağan'ın 572 yılında ölmesi
üzerine Göktürk tahtına kardeşi Ta-po geçti. Ağabeyinden sağlam bir devlet
düzeni devralan Ta-po, daha çok kültür meseleleri ile uğraşmıştır. O'nun
zamanında, Çin edebiyat ve fikir eserleri Türkçeye tercüme edilmiştir. Ta-po
devri Göktürk kağanlığının en parlak devri olmakla birlikte çöküşün de başladığı
devirdir. O kağanlığın kendi idaresinde bulunan doğu kanadını ikiye ayırarak
doğu tarafındaki kısma kardeşi Ko-lo'nun oğlu İşbara'yı, batıdaki kısma küçük
kardeşi Jo-tan'ı tayin etti. Ayrıca Türk töresi ile çelişen Budizm'i benimsemiş
olması hata olarak kabul edilmektedir. Çünkü büyük sürülere sahip olan atlı ve
savaşçı Türklerle, et yemeyen, hayvanları bile öldürmeyen Budistler'in temel
inançlarının uyuşmasının hiç imkânı yoktu.
Göktürk Kağanlığının doğu kanadında bu
zayıflama belirtilerinin görüldüğü bir sırada batı kanadının başında bulunan
İstemi Yabgu öldü (576).
İstemi'nin yerine kağanlığın batı
kanadının başına oğlu Tardu geçti (576- 603). Kağanlığın doğu kanadında ise Tapo
Kağan'ın 581 yılında ölmesi üzerine yerine kardeşinin oğlu İşbara kağan oldu.
İşbara'nın kağanlığı devrinde, batı
kanadında görev yapan Tardu, ihtirası yüzünden doğunun üstünlüğünü tanımaması
üzerine devlet 582 yılında resmen ikiye ayrılmış oldu.
DOĞU GÖKTÜRK KAĞANLIĞI
İşbara'nın kağanlığı zamanında Çin'in
Doğu Göktürk Devleti üzerinde baskısını artırdığını görüyoruz. Onun 587 yılında
ölümünden sonra, başa geçen kağanlar zamanında bu baskı ve Çin'e has entrikalar
artarak devam etmiştir. Devlet Şi-pi Kağan devrinde (609-619) toparlanır gibi
olmuş ise de, onun ölümü ile Çin tehdidi kendini tekrar göstermiştir. Nihayet
Kie-li, kağanlığı zamanında, 630 yılında yapılan bir savaşta yenildi ve
yakalanarak Çin'e gönderildi . Bu tarih, Doğu Göktürkleri'nin istiklalinin de
sonu kabul edilir.
630 yılında başlayan Çin hâkimiyeti
yarım yüzyıl sürdü. Bu süre içerisinde Çin'e karşı birçok ayaklanma
gerçekleşmesine rağmen, bunların hepsi Çinliler tarafından kanlı bir şekilde
bastırılmıştır. Bunlar içerisinde en dikkat çekeni, Kürşad isimli bir Türk
prensinin 39 arkadaşı ile kalkıştığı ayaklanmadır. Bu ayaklanma hepsinin
kahramanca ölümü ile sonuçlanmıştır. Ancak bu tür hareketler, Türklerin hürriyet
ve istiklâl arzularını sürekli canlı tutmuştur.
BATI GÖKTÜRK KAĞANLIĞI
582 yılında ikiye ayrılan bu
iki Göktürk kanadı, hâkimiyet mücadelesi yüzünden birbirlerinin düşmanı hâline
gelmişlerdi. Batı Göktürkleri'nin başında bulunan İstemi Yabgu'nun oğlu Tardu,
bir yandan doğuya üstünlüğünü kabul ettirmek için uğraşırken, bir yandan da
batıda yeni fetihlere girişmişti. Bu faaliyetleri neticesinde Maverâünnehir ve
Harezm bölgesi yanında Ötügen, Kuzeybatı Moğolistan ve Kaşgar'a kadar
hâkimiyetini genişletti. Ancak Tardu, Göktürk birliğini sağlamak için çok
şiddetli davranıyordu. 601 yılında Çin başkenti yakınlarında yapılan savaştan
sonuç alınamaması pek çok Türk ve yabancı kavimlerin isyanına sebep oldu. Tardu,
bu isyancılar ile baş edemeyerek 603 yılında tarih sahnesinden çekildi.
Tardu'dan sonra Batı Göktürkleri'nde iç karışıklıklar uzun yıllar devam etti.
Bir ara Tardu'nun torunu olan Tong-Yabgu zamanında (619 -630) devlet nizamı
sağlanmış ise de 630 yılında bir mücadelede ölmesi, Batı Göktürklerinin sonunu
hazırlamıştır. 630 yılı Göktürk tarihî için kara bir yıl olmuş, her iki Göktürk
devleti de aynı yıl içerisinde Çin'e bağlanmıştır.
İKİNCİ GÖKTÜRK KAĞANLIĞI
630 yılında başlayan 50 yıllık
esaret döneminde Çin, Türk kavimlerini durmadan yerinden oynatır, parçalar ve
böler. Yapılan ayaklanmalar da çok kanlı bir şekilde bastırılır. Ancak bu baskı
ve şiddet dönemi Türklerin millî benliklerini yok edemez. Aksine Türklerdeki
millî şuuru daha da perçinler. Türklerin bu devirde içine düştükleri hüzün ve
kederin, acıklı ve ibret dolu ifadelerini Orhun Kitabeleri'nde görmek mümkündür.
II. Göktürk Kağanlığı, baskı
ve zulüm devirleri ardından 681 yılında Göktürk hanedan soyu Aşına'dan gelen
Kutlug tarafından kuruldu. Kutlug, az zamanda akıl hocası Tonyukuk ile
kağanlığı, Ötügen başkent olmak üzere yeniden teşkilâtlandırmıştır. Bu sebeple
Kutlug Kağan'a İl'i=devleti derleyip toplayan manasına İlteriş ûnvanı verildi.
Ordu ve diplomasi işlerini Bilge Tonyukuk'a bırakan İlteriş Kağan, kardeşi
Kapagan'ı da şat tayin etti. Devlet kurulduktan sonra, elli yıllık esaret
hayatının acısını çıkarmak ve Türklerin kırılan gururlarını tamir etmek için
Çin'e karşı sayısız akınlar yapıldı. Hatta bu akınların birinde 23 Çin şehrinin
tahrip edildiği ve Okyanus'a kadar ulaşıldığından bahsedilmektedir. Orhun
Kitabeleri'nde İlteriş Kağan'ın en büyük destek ve yardımcılarından birinin eşi
İlbilge Hatun olduğu belirtilmektedir.
İlteriş Kağan 692 yılında
öldüğü zaman Göktürk Devleti eski haşmet ve gücüne erişmiş bulunuyordu. Yerine
biri 8 yaşında Bilge, diğeri 7 yaşında olan Kül Tigin adlı oğullarının
yaşlarının küçüklüğü sebebiyle, kardeşi Kapagan, kağan oldu (692-716).
Kapagan Kağan devri,
fetihlerin devam ettiği ve Türk birliğinin kurulduğu bir devir olmuştur. Kapagan,
bu birliği gerçekleştirmek için gerektiğinde çok şiddetli davranmıştır. Bu
sebeple Kırgızlar, Türgişler ve Basmıllar itaat altına alınmış, Karluklar ve
Oğuzlar cezalandırılmıştı. Ayrıca onun zamanında tarım reformu ve tohum ıslahı
gibi hareketlere de girişilmişti. Bu amaçla gelişmiş Çin tarımının tekniklerinin
uygulanması için Çin ile savaşılmıştır.
Kapağan Kağan 716 yılında
öldüğü zaman şiddet politikasının bir neticesi olarak devlet içerisinde büyük
karışıklıklar baş gösterdi. Yerine geçen oğlu İnal bu meselelerle baş edecek
kabiliyette olmadığı için idareyi İlteriş'in oğulları Bilge ve Kül Tigin almak
zorunda kaldılar.
Her ikisi de amcaları
Kapagan'ın kağanlığı zamanında önemli devlet görevlerinde bulunmuşlar ve başarı
göstermişlerdi. Bilge, şat ûnvanı ile devletin Batı ( Sol) kanadının başında
bulunmuştu. 716 yılında Bilge, Kağan olunca küçük kardeşi Kül Tigin, ağabeyinin
yerine devletin batı kanadının başına geçti. Kül Tigin aynı zamanda ordunun
düzenlenmesi işini de üzerine almıştı. Babalarının başveziri olan Bilge Tonyukuk
tecrübeli bir devlet adamı kimliği ile aynı görevine devam etti.
Eski Türk devlet anlayışına
göre iyi bir kağanın başlıca iki özelliği olmalıydı: Bilgelik ve alplik. Bu iki
kardeşten Bilge Kağan, bilgelikle; Kül Tigin ise alpliği, cesareti ile şöhret
kazanmıştır.
Bilge Kağan zamanında devlet,
eski güç ve itibarına kavuştu. Çin ile ittifak hâlinde olan güçlü Moğol
kabileleri ve Basmılların oluşturduğu tehdit ortadan kaldırıldı . Böylece doğuda
ve batıda kağanlık sınırları doğal sınırlarına kavuşmuş oldu. Bilge Kağan devri
(716-734), İkinci Göktürk Devleti'nin en parlak devri olmuştur. Bu başarılar, üç
Göktürk büyüğünün; Tonyukuk, Bilge ve Kül Tigin'in azim, gayreti ve hepsinden
önemlisi uyumlu çalışmaları ile elde edilmişti .
Önce Tonyukuk'un 725, sonra
Kül Tigin'in 731 yılında ölümü üzerine, iki büyük yardımcısını kaybeden Bilge
Kağan da 734 yılında öldü. Bu üç Türk büyüğü adına ayrı ayrı dikilen kitabeler,
bu çağın ölmez hatıralarıdır.
Göktürk Kitabeleri'nde de
söylendiği gibi, küçükler, büyükler gibi yaratılmadığı için, Bilge Kağan'dan
sonra gelen Türk devlet adamları da bilgisiz ve kötü olmuşlardı. Ayrıca Dokuz
Oğuzlar yani Uygurlar, Karluklar ve Basmıllar gibi Türk kavimleri de
güçlenmişlerdi. İşte 743 yılında bu üç Türk kavminin, Basmıl Türklerinin
başkanlığında toplanıp, Göktürk Devleti'ni yıkmalarıyla Göktürk devri de sona
ermiştir.
Başlangıçta yalnızca akın ve
savaşlar için kurulmuş gibi görünen Göktürk Kağanlığı, artık VIII. yüzyılda, bir
kültür devleti olma yoluna girmişti. Ayrıca Türkçe konuşan ve kendilerini
birbirine yakın hisseden bütün Orta Asya halklarını bir araya getirmişti .
Göktürklerin kurup
geliştirdiği yüksek devlet anlayışı Orta Asya Türk boylarının kolay kolay
hafızalarından çıkmamıştır. İşte bu açıdan 744'te kurulan Uygur devleti
Göktürklerin bir devamı gibidir.
|