|
|
..:: YAZILAR ::..
|
Yazı Başlığı: Tuğrul Bey
Eklenme Tarihi: August 5, 2007
Kategori: Turk_kaganlari_ve_sultanlari
|
 |
|
Babası |
Mikail |
|
Annesi |
? |
|
DoÄŸumu |
993 |
|
Vefatı |
1063 |
|
Saltanatı |
1040-1063 |
|
|
Büyük Selçuklu Devleti'nin Kurucusu.
Muhtemelen 993 senesinde doğdu. Babası Mikail' in bir gaza akınında
şehid düşmesi üzerine kardeşi Çağrı bey' le beraber, dedesi Selçuk Bey
tarafından yetiştirildi. Dini ve milli terbiyenin yanında mükemmel silah
kullanmasını öğrendi.
Selçuk Bey'in vefatı (1000 veya 1007) ve daha sonra amcası Arslan
Bey'in Gazneli Mahmud tarafından esir edilmesi (1025) üzerine Tuğrul
bey, selçuklu hanedanının başına geçti. Çağrı Bey' le birlikte iç ve dış
hasımlarına karşı verdiği büyük mücadelelerden sonra, Nişabur şehrini
devlet merkezi yapan Tuğrul Bey, ilk defa burada Es-sultan-ül Muazzam
ünvanı ile namına hutbe okuttu (1038). 23 Mayıs 1040' da Gaznalilere
karşı kazandığı Dandanakan zaferi ile devletinin temellerini
sağlamlaştırdı. Tuğrul bey, bu büyük zaferden sonra, Bağdad' daki Abbasi
halifesine bağlılık ve hurmet ifade eden mektubunu gönderdi ve devlet
merkezini Rey şehrine taşıdı (1043).
Tuğrul Bey'in Abbasi halifesine bağlılığını bildirmesi, müslümanlar
arasında büyük itibar kazanmasına sebep oldu. Halife, Tuğrul Bey'in
büyük İslam alimlerinden Maverdi' yi gönderdi. Hutbeyi Abbasi halifesi
adına okutan Tuğrul Bey, halifenin bozuk itikad sahibi Büveyhilere karşı
yardım talebini de kabul etti. Tuğrul bey bundan sonra Selçuklu
ordularını hıristiyanların ve sapık bir kolun mensupları olan
Büveyhilerin üzerine gönderdi. Abbasi halifelerini Büveyhilerin
vasiyetinden kurtarmayı hedefledi.
Kardeşleri Çağrı Bey, İbrahim Yınal ve amcasının oğlu Kutalmış' ın
komutasındaki Selçuklu orduları, Batı' ya doğru hızla yayıldılar.
Azerbaycan, Irak-ı Arab ve Irak-ı Acem Selçuklu topraklarına katıldı.
1053' te bizzat Bizans seferine çıkan Tuğrul Bey, Gürcistan' a kadar
ilerledi ve pek çok ganimetle geri döndü.
Tuğrul Bey 1055' de, hac yollarını Bedevilerin akınlarından
korumak, Suriye ve Mısır' da Fatimilere karşı savaşmak üzere Bağdad' a
geldi. Büveyhiler ve Fatimilere karşı mücadele ederek bölgede Selçuklu
hakimiyetini tesis etti. Bağdad ve Sünni alemini katliam ve tahripten
korudu.
Tuğrul Bey'in Hilafet merkezine girip Büveyhileri temizlemesinden
sonra Halife kendisine tac giydirme ve kılıç kuşanma merasimi yaptı. Onu
"Dünya Sultanı" ilan etti, Rükneddin (Dinin temeli) ve Kasım emir
ül-Mü'minin (Halifenin ortağı) ünvanlarını verdi. Böylece Selçuklular
İslam halifeliğini, Abasiler elinde himayelerine almış ve dokuz asırlık
Türk-İslam saltanatı başlamış oldu.
Tuğrul Bey , yirmi beş sene adalet, ihsan ve gazalrla geçen bir
hükümdarlıktan sonra hastalandı. 5 Eylül 1063 senesinde Rey şehri
yakınlarında yetmiş yaşlarında iken vefat etti. Rey' deki türbesine
defnediledi.
Tuğrul Bey, devamlı mücadele ile geçen uzun yıllar sonunda büyük
işler başardı. Dünyanın en büyük devletlerinden birini kurup, Türk-İslam
alemine çok hizmet etti. Maveraünnehr' den Anadolu' ya, Irak' dan
Azerbaycan ve Kafkasya' ya kadar olan ülkede huzur ve emniyeti tesis
etti ve pek çok ülkeye hakimiyetine kabul ettirdi. Zirai ve ticari
faaliyeti neticesinde iktisadi hayat gelişip, refah seviyesi yükseldi.
Muazzam bir şekilde tesis edilen devlet teşkilatı, kuvvetli temeller
üzerine oturtuldu. Bu teşkilat, devrinde ve sonra kurulan Türk-İslam
devletlerine nümune oldu.
"Kendime bir saray yapıp da yanında bir cami inşa etmezsem,
Allahü tealadan utanırım" sözü Tuğrul Bey'in dünü duygularını çok
güzel ifade etmektedir. Tuğrul Bey, adil, vakur, cömert, cesur, samimi,
iyi ve yumuşak huylu bir hükümdar idi. Sarayın kapısına ümid ile gelen
hiç kimse boş dönmezdi. Beş vakit namazını cemaatle kılmağa itina
gösterir ve haftanın iki gününü oruç tutmakla geçirirdi. Bağdad' da
yaptırdığı sarayının yanına cami, medrese ve hamam da yaptırmıştır.
Bütün bu özellikleri ile Tuğrul Bey, halkın ve ordusunun sevdiği ve tam
bağlı bulunduğu bir hükümdardı.. |
|
|
|
Yorumları Oku (yok) Yorum Yaz Yazdır Tavsiye Et
|
Yazı Başlığı: Vahidettin Han
Eklenme Tarihi: August 5, 2007
Kategori: Turk_kaganlari_ve_sultanlari
Vahidettin Han
 |
|
Babası |
Sultan Abdülmecid |
|
Annesi |
Gülistü Kadın Efendi |
|
DoÄŸumu |
2 Åžubat 1861 |
|
Vefatı |
16 Mayıs 1926 |
|
Saltanatı |
1918-1922 |
|
Otuz altıncı ve
son Osmanlı Padişahı, yüz birinci İslam halifesi.
Sultan Abdülmecid Han'ın en küçük oğludur. Küçük yaşta anne ve babasını
kaybettiğinden, ağabeyi Sultan Reşad'ın vefat ettiği gün padişah ve halife
oldu. Saltanata geçtiğinde Birinci Dünya Savaşının korkunç neticeleri
alınmak üzere idi. Nitekim 30 Ekim 1918'de Mondros mütarekesi imza edilerek,
Birinci Dünya Harbi Mağlubiyetimizle bitti. Vahideddin Han bu mütarekeye
imza koyan delegeleri kabul etmedi. Mütarekeden hemen sonra Osmanlı
Devleti'ni sebepsiz yere savaşa'a sokan, milyonlarca vatan evladını
cephelere eriten Talat, Enver ve Cemal Paşalar yurt dışına kaçtılar.
İttihatçı liderlerin baskısından kurtulan Sultan Vahideddin'in elinde
ancak düşmanlara teslim edilmiş bir milleti idare etmek kaldı. İstanbul, 16
Mart 1920'de itilaf devletleri tarafından işgal edildi. Yunanlılar İzmir'e,
İtalyanlar Güneybatı'ya, Fransızlar da Güney Anadolu'ya girdiler. 11 Mayıs
1920'de düşmanların hazırladığı ve Anadolu'nun işgalini ihtiva eden Sevr
andlaşmasını bütün baskılara rağmen imzalamadı. Osmanlı ordusu tamamen
lağvedildi. Medine muhafızı Fahri Paşa, Onikinci ordu kumandanı Ali İhsan
Paşa ve harbiye nazırı Mersinli Cemal Paşa gibi değerli kumandanlar Malta'ya
sürüldüler. Padişah'ın şahsını korumak için, yalnız yediyüz kişilik maiyyet-i
seniyye kıtası bırakıdı. Sultan bu taburu, Ayasofya etrafındaki sipere sokup
camiye çan takmak veya müze yapmak isteyenlere ateş ediniz emrini verdi.
İşgal altındaki İstanbul'dan vatanın kurtarılamayacağını anlayan
Vahideddin Han, güvendiği kumandanları Anadolu'ya göndermek istedi. Ancak
bunlar,"Dünyaya karşı harb edilmez. Bu iş olmaz" diyerek gitmeyi
reddettiler. Sultan'ın kurtuluşun Anadolu'dan gerçekleşeceğine ümidi tamdı.
Bir ara kendisi gitmeyi düşündü ise de, İngilizler "Eğer Anadolu'ya
geçersen İstanbul'u Rum'lara işgal ettirir, taş üstünde taş bırakmayız"
diyerek engellediler. Bunun üzerine birgün saraya çağırdığı Mustafa Kemal'i;"Paşa
paşa şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunları unutun. Asıl şimdi
yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Devleti kurtarabilirsin!"
sözlerinden sonra, büyük yetkilerle Anadolu'ya gönderdi. Böylece İstiklal
mücadelesi başlamış oldu.
İstiklal Harbi zafer ile neticelendikten sonra Türkiye Büyük Millet
Meclisi hükümeti 1 Kasım 1922'de hilafet ile saltanatın ayrıldığını ve
saltanatın kaldırıldığını bir kanun ile kabul etti. Vahideddin Han'ın adı
hutbelerden kaldırıldı. İstanbul ve Anadolu basınında aleyhinde yazılar
çıkmaya başladı.
17 Kasım 1922 Cuma günü Dolmabahçe sarayı'ndan Malaya harb gemisi
tarafından alınıp Malta adasına götürüldü. Oradan Melik Hüseyin'in daveti
üzerine Mekke'ye gitti. Oradan da İtalya'daki Sen Remo şehrine giderek orada
ikamet etti. Vahideddin Han, acı ve sıkıntı içinde geçen bir sürgün
hayatından sonra, 16 Mayıs 1926'da İtalya'da vefat etti. Cenazesi Şam'a
getirilarek Sultan Selim Camii kabristanına defnedildi.
Vahideddin Han, çok akıllı ve çabuk kavrayışlı idi. Arada Sultan Reşad
olmayıp da, İkinci Abdülhamid Han'dan sonra tahta çıksaydı, belki devletin
başına böyle bir bela gelmezdi. Çünkü o, ittihad ve Teraki hükümetinin
hatalarını önleyip, felaketlerin önüne geçebilecek kudret ve idare sahibi
bir kimse idi. Çok sevdiği vatanından koparken yanında şahsi ve pek cüz'i
mal varlığından başka bir şey götürmediği, ülkesinden ayrılmasının üzerinden
henüz dört yıl geçmeden vefatında kasaba, bakkala ve fırına olan
borçlarından dolayı 15 gün tabutunun kaldırılmamış olmasından da
anlaşılmaktadır.
Vahideddin Han'ın vatanının ve milletinin uğradığı felaketler karşısında
neler düşündüğü ve neler hissettiği kayıtlara geçmiş şu hadiseden
çıkarılabilir. 1919 senesi Ramazanında bir sabah Yıldız Sarayı'nda yangın
çıkar. Kısa zamanda büyüyen alevler, Sultan' ın geceleri kaldığı daireyi de
sarar. O geceyi tesadüfen Cihannüma köşkünde geçirmiş olan Vahideddin,
yangını haber alınca, üzerine pardesüsünü giyerek dışarı çıkar. Köşkün
önünde hiç telaş göstermeden yangını seyrederken çevrede ağlayanları görünce
gözleri yaşarak " Benim vatanım ateş içinde, onun yanında bunun ne
kıymeti var" demekten kendini alamaz. |
|
|
Yorumları Oku (1) Yorum Yaz Yazdır Tavsiye Et
|
Yazı Başlığı: Mehmet Reşat Han
Eklenme Tarihi: August 5, 2007
Kategori: Turk_kaganlari_ve_sultanlari
Mehmet
ReÅŸat Han
 |
|
Babası |
Sultan Abdülmecid Han |
|
Annesi |
Gülcemal Kadın Efendi |
|
DoÄŸumu |
1/2 Kasım 1844 |
|
Vefatı |
3 Temmuz 1918 |
|
Saltanatı |
1909-1918 |
|
|
Osmanlı Padişahlarının otuz beşincisi ve islam halifelerinin yüzüncüsü.
Çocukluğundan itibaren hususi olarak iyi bir tahsil ve terbiye ile
büyüdü. Yüksek di ve fen bilgilerini okudu. Arapça ve Fransızca'yı
mükemmel bir şekilde öğrendi. Uzun şehzadelik devrinin çoğunu okumakla
geçirdi.
1890 senesinde İngilizlerin yardımıyla kurulan ve padişah aleyhdarı
türk, rum, ermeni, arnavud ve yahudiler ile bulgar, sırp ve yunan
çeteleri tarafından desteklenen İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1909
yılında Sultan Abdülhamid Han'ı tahttan indirdi ve yerine kukla bir
vaziyette Mehmed Reşad Han'ı geçirdi. Devlet idaresine tamamen hakim
olan İttihatçılar istedikleri kabineyi iş başına getiriyorlar,
istemediklerini ise baskı ve tehditle görevden uzaklaştırıyorlardı.
Sultan Abdülhamid tarafdarı diyerek pek çok kişiyi idam ettirdiler.
Herkes ölüm ve hapis korkusu içine düştü. Memlekette can, mal ve namus
emniyeti kalmadı. Devlet düşmanlığı, küfr ve dinden dönme moda olmağa
yüz tuttu. Her vilayette zalimler, asiler ve zorbalar türedi. Bunun
neticesi olarak Arnavutluk'ta isyan hareketleri başladı. Arnavutluk
bölgesi mebusları hükümete müracaat ederek şiddet hareketlerine
başvurulmadan bölgeye bir nasihat hey'eti gönderilmesini istediler.
Ancak şiddet tarafdarı olan İttihat ve Terakki mensupları, Mahmud Şevket
Paşa komutasında büyük bir orduyu Arnavutluk'a göndermelerine ve pek çok
kan dökülmesine sebep oldukları halde isyanı önleyemediler. Sultan Reşad
16 Haziran 1911'de Kosova'ya gitti. Beşyüzyirmiiki sene önce dedesi
Murad-ı Hüdavendigar'ın zafer kazandığı yerde, Yüzbin Arnavud ile cuma
namazı kıldı. Huzur'u temin etti. Mahmud Şevket Paşa'nın yirmi iki
taburla yapamadığını, Sultan Mehmed Reşad bir gövde gösterisi ile te'min
eyledi.
Ancak ittihatçıların ihanet derecesine varan gafletleri devam
ediyordu. Sultan Abdülhamid Han'ın bizzat körüklediği kiliseler
ihtilafını, 3 Temmuz 1910'da neşrettikleri bir kanunla hallettiler.
Böylece Balkan milletleri arasında ihtilaf kalmadığından, Osmanlı
Devleti aleyhine kolayca birleştiler. Bu birleşme bir süre sonra (8 Ekim
1912) Balkan harbinin başlamasına sebep oldu. Siyaset yapmaktan memleket
müdafaasına vakit bulamayan komutanların elinde kalan Osmanlı Orduları,
Karadağ, Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan karşısında bozguna
uğradılar. 30 Mayıs 1913'e kadar devam eden savaş sonunda, Osmanlı
Devleti, Yenipazar, Libya, Girit, Rodos, Onikiada, Arnavutluk, Epir ve
Trakyayı kaybetti. Edirne de Balkan devletleri eline düştü ise de daha
sonra müttefikler arasında çıkan anlaşmazlıktan faydalanılarak tekrar
kazanıldı. Son facialarla Afrika kıt'ası ile ilişiğimiz kesilirken,
Avrupa'da çok küçük bir toprağımız kaldı. Afrika'da bir milyon iki yüz
bin, Rumeli'de ise ikiyüz ellibin km2 yerimiz elden gitti.
İttihad ve Terakki'nin gafil, cahil, fırkacı, bölücü idaresi
neticesinde Osmanlı Devleti, Padişah'ın haberi bile olmadan bu defa da
dünyanın süper güçlerine karşı Almanya safında Birinci Cihan Harbine
katıldı (11 Kasım 1914). Dört sene süren savaş sonunda koca
Osmanlı İmparatorluğu yağma olundu. Birmilyon km2. den fazla toprak
kaybedildi. Asker zayiatının yekünü ise beşyüzelli bini şehid diğerleri
yaralı, kayıp ve esir olmak üzere birmilyonun üzerinde idi.
Sultan Mehmed Reşad, memleketin içinde bulunduğu durumun ızdırabı
içerisinde 3 Temmuz 1918'de vefat etti. Cenazesi kendisi tarafından
hazırlanmış olan Eyyüp'teki türbesine defn edildi.
Mehmed ReÅŸad Han, halim, selim ve merhametli bir ÅŸahsiyet olup,
terbiye ve nezaketi her türlü ölçünün üstünde bulunuyordu. Meşrutiyet
anayasası çerçevesinde devleti idare etmek istedi. Ancak İttihadçıların
Osmanlı Devleti aleyhindeki faaliyet ve icraatlarının önüne geçecek
kudrette değildi. Hükümeti ele geçiren ittihadçıların çoğu, hatta din
işleri başkanı olan Şeyhülislam Musa Kazım dahi masondu. Bu sebeple
Sultan Reşad Han'ın saltanat devri, İttihatçıların keyfi ve
mes'uliyetsiz icraatları neticesinde büyük hadiseler ile geçti. Neticede
üç kıte yedi denize hakim olan Osmanlı Devleti, dünya çapında faaliyet
gösteren yıkıcı ve bölücü teşkilatların, planlı, sinsi çalışmaları
sonucu yok olma noktasına getirildi. |
|
|
|
Yorumları Oku (yok) Yorum Yaz Yazdır Tavsiye Et
|
|
|
Bu sitenin tüm hakları, yüce TÜRK Miletine aittir. Her
türlü alıntı yapmak serbesttir. Yapılan alıntılarda yazının sahibi ve kaynağı belirtilmelidir.
İletişim: turkce.yasamm@gmail.com
|
Sayfanın
Başına Dön !
Türkçe,
Edebiyat,
Türkçe
EÄŸitimi,
Bilgicik.Com,
Türkçe,
Edebiyat,
Türk,
Sitemap
|
|