http://img523.imageshack.us/img523/3/turkceyasamblogcucomustgz2.png

» Ana Sayfa | » Oyun | » Yemek - Mutfak | » Bağlantılar | » İmla Kılavuzu | » Sormaca | » Reklam | » Arşiv | » Kayıt Ol | » İletişim


Türk Dili

» Türkçenin Tarihi
» Alfabelerimiz
» Orhun Abideleri
» Yazım ve Noktalama
» Anlatım Bozuklukları
» Sözcükte Anlam
» Cümlede Anlam
» Paragraf
» Sözcük Türleri
» Ekler ve Sözcük Yapısı
» Cümlenin Öğeleri
» Fiil Çatısı
» Cümle Türleri
» Ses Bilgisi
» Atasözleri
» Deyimler
» Yazılı-Sözlü Anlatım
» Önemli Türkologlar
» Türkoloji Makaleleri
» Hızlı Okuma Testi
» Bulmacalar

» Dilimizle İlgili Yazılar

» Devamı »




Son Eklenenler

Okulda Şiddet
16. Hazar Şiir Akşamları
Yapmazsak, Olacaklar…
…Bozkurt Resimleri…
Lehçe, Şive ve Ağız Nedir?
Karlı Dağlardaki Sır Belgeseli
Milli Bilinç Yoksunluğu
30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun!
Türk Dünyasının Büyük Kaybı - Cengiz Aytmatov Uçmağa Vardı
Azerbaycanlı Soydaşımızın Sitemi

Tüm Yazılara Bak !


Haberler

» Türkçe Haberleri
» Eğitim Haberleri
» Teknoloji Haberleri
» Bilimsel Haberler
» Yaşam Haberleri

Dosyalar

» Sunular
» Resimler
» Görüntüler
» Günlük-Yıllık Planlar
» Egzersiz Planları
» Zümreler
» Yönetmelikler
» İş günü Takvimi
» Belirli Gün ve Haftalar
» İcatlar ve Buluşlar

Türk Tarihi-Kültürü

» Atatürk
» Öz Türkçe Adlar
» Türk Adının Anlamı
» Türklerin Ana yurdu
» Türk Tarihi
» Türk Sultanları
» Çanakkale ve Savaş
» İl İl Türkiye
» TÜRKler kardeştir!
» Türklük Bilginizi Sınayın!

» Devamı »


İslamiyet

» Hz.Peygamber'in Hayatı
» Veda Hutbesi
» Abdest
» Namaz
» Kırk Hadis
» Dini Terimler
» Günlük Dualar
» 32 Farz
» 54 Farz

Bilgisayar-İnternet

» Programlar
» Bilgisayar Terimleri
» Bilgisayar İpuçları
» Msn
» Gmail Dağıtımı
» Renk Paleti
» Site Tasarım Kaynakları
» Hesap Makinesi
» Meta Tag Oluştur

» E-Posta Grubumuz

» Devamı »


Karışık Başlıklar

» Güzel Sözler
» İlginç Bilgiler
» Bunları Biliyor musunuz?
» Dünyanın Yedi Harikası
» Kitap Tanıtımları
» Sinema - Televizyon
» Rüya Tabirleri-Astroloji
» Hazır (Kısa) Cevaplar
» Müzik

..:: YAZILAR ::..


http://turkce.yasammm.5.googlepages.com/Yazi.gif Yazı Başlığı: Okulda Şiddet
Tarih Eklenme Tarihi: Aralık 1, 2008

Okulda Şiddet

Okullardaki eğitim öğretim çalışmalarının daha özgür bir ortama kavuşmasıyla birlikte, niteliği daha yüksek bir eğitimin gerçekleştirilebileceği düşünülürken, okul içindeki öğrenci - öğrenci ve öğrenci - öğretmen ilişkilerinde gözle görülür bir gevşeme ortaya çıkmıştır. Çünkü sağlıklı bir bilinç yapısına sahip olmayan bireyler için özgürlüğün sınırı yoktur. Bu sınır tanımamazlık, başkalarının herhangi bir alanda kısıtlanmasına neden olduğunda, şiddetin ilk adımı olan “duyguların yıpratılması” ile karşılaşmak olasıdır.

Okulda şiddet, okul iklimi üzerinde olumsuz sonuçlar üreten, öğrencilerin öğrenme süreçlerine zarar veren, onların gelişimlerini engelleyen, saldırgan ve suç benzeri davranışları tanımlamayan ve Sosyoloji – Psikoloji disiplinleri içerisinde ele alınan önemli konulardan biridir.

Okullardaki şiddet, değişik nedenlerden kaynaklanabilir ve çok yönlüdür. Sorun, yalnızca öğretmenlerin veya idarecilerin öğrenciler üzerinde baskıcı tutumlar içerisinde olması değildir. Şiddet, öğretmenlerden veya okul içinde güvenliğin sağlanmasında önemli görevleri bulunan okul idaresinden bağımsız bir biçimde, tamamen öğrenci odaklı olarak da ortaya çıkabilir. Özellikle toplumda meydana gelen yozlaşmalar ve şiddet yanlısı eğilimler, öğrencileri büyük oranda etkilemektedir. En değersiz konuları bile şiddete dönüştürebilecek eğilimde bulunan gençler, çoğu zaman şiddetin kaynağı durumunda oldukları gibi, aynı zamanda şiddetin etkisinin de odağı konumundadırlar.

Son zamanlarda okullarımızda şiddet olaylarının arttığını görüyoruz. Son birkaç yılda hem okullardaki olaylardan şiddet içerenlerin sayısı hem de uygulanan şiddettin boyutu çok büyük bir hızla artmıştır. Türk toplumu, artık “Bugün bir öğrenci, öğretmenini bıçaklayarak öldürdü.”, “Acımasız öğretmenin öğrencisine verdiği ceza, ölümle bitti.”, “Bir okulda üç öğrencide ruhsatsız silah ele geçirildi.”… gibi gerçekten üzerinde çokça düşünüp, sağlıklı bir yaptırımın uygulanması gereken “okulda şiddet” ile ilgili konulara duyarsızlaşmaya başlamıştır.

Okulda şiddet” konusunda düzenlenen sormacaların sonuçlarına bakacak olursak;

· Okulda şiddetin en önemli nedeninin sorulduğu sormacaya katılan yaklaşık 9 bin kişinin %56’sı, uygulanan şiddetin nedenini “Manevi değerlerdeki yozlaşma” olarak seçmiştir.

· Farklı düzeyden okulların yaklaşık 900 öğretmeninin oyladığı bir sormacada ise, öğretmenlerin %58’inin yaşanan şiddet olaylarından rahatsız olduğu ve öğretmenlerin neredeyse tamamının şiddetin önlenmesi için pek bir çaba içinde olmadıkları sonucu çıkmıştır.

· Meb’e bağlı okullarda çalışan yaklaşık 1040 öğretmen üzerinde yapılan bir sormacada ise, öğretmenlerin büyük çoğunluğunun olası bir şiddet olayı karşısında bir “müdahale planı” olmadığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca aynı sormacaya göre, kalabalık okul veya sınıflarda, şiddet olaylarının daha sık gözlendiği belirlenmiştir.

Yukarıda sıralananlara benzer olarak yapılan birçok araştırma gösteriyor ki, Türkiye’de okullarda oldukça yoğun bir biçimde “baskı” temelli ve çoğu zaman “şiddete” kaçan uygulamalarla eğitim - öğretim yapılmaya çalışılıyor. Özellikle öğrenci velileri ise, çocuklarını baskı ve şiddetten uzak tutabilme konusunda bilinçsiz durumda. Öğretmenlerin ve idarecilerin de çoğu, ya bu konuda bilgi sahibi değil ya da az çok bilgisi olduğu hâlde uygulama yanlısı değil…

Şiddetin var olduğu her alanda yarattığı yıkımlar, eğitim - öğretimde de kendini baskın bir biçimde hissettirmektedir. Hem öğrenciler hem de veliler şiddetin sıkça yaşandığı okullarda ne kadar sağlıklı bir öğretim gerçekleştirildiği konusunda kaygılıdır. Bu da gerçekleştirilmek istenen öğretimin niteliğini, doğrudan etkilemekte ve uygun bir eğitim - öğretim ortamının oluşmasını engellemektedir.

Şiddetin farklı nedenlere bağlı olarak, çok yönlü bir biçimde gerçekleştiğini belirtmiştik. Şimdi sırayla şiddetin türlerini, nedenlerini, sonuçlarını ve önlenmesini açıklayalım:

 

1. Okullarda Karşılaşılan Şiddet Türleri

Genel olarak okuldaki şiddet; öğrenci ile öğrenci, öğrenci ile öğretmen veya okul yöneticileri ve okul personeli arasında yaşanan tehdit ve fiziksel saldırıyı içermektedir. Okullardaki şiddet, gerek zengin gerekse yoksul ülkelerde, kız ve erkek çocukları aynı şekilde etkileyen bir sorun haline gelmiştir.

Okullarda karşılaşılan bazı şiddet türleri şunlardır:

Fiziksel ceza; bilerek verilen bir ceza ya da öfkeli bir yetişkinin veya yaşça büyük bir çocuğun düşünmeden aniden verdiği tepki olabilir. Buna örnek olarak öğrencilerin birbirini itmesi, vurması verilebilir.

Zorbalık; yapanların bir kısmı saldırgandır ve kaba kuvvet kullanılırlar. Kaba kuvvete başvurmayanlar ise duygusal açıdan daha baskıcı olabilirler. Her iki halde de, zorbalık yapanlara karşı duyulan korku ve kaygılar, bazı çocukların okula gitmekten kaçınmalarına ya da kendilerinin de şiddete başvurmalarına neden olur.

Reddetmek; çocuğun değerini kabul etmeyi reddetmek, kendisini küçük görmesine neden olmak gibi tavırlardır. Örneğin, öğretmenin bir çocuğa kızdığını veya o çocuktan hoşlanmadığını göstermesi diğer öğrencilerin de o çocuğa farklı davranması olarak ortaya çıkabilir.

Aşağılamak; alay ya da hakaret ederek çocuğu küçük düşürme durumudur. Bir yetişkin ya da çocuğun yaşıtı tarafından yapılabilir.

Yıldırmak; fiziksel şiddetle tehdit etmekle ya da çocuğun eşyalarını kırıp dökmekle tehdit etmektir. Bu, zorbalıkta sıklıkla tercih edilen bir yöntemdir.

Soyutlama; diğer çocuklarla arkadaşlıklarını kısıtlama, fiziksel sınırlama getirme durumudur.

Duygusal şiddet; çok yıkıcı olabilir ve çocuğun depresyona girmesine, içe kapanmasına, öz saygısının azalmasına, kaygılı olmasına, saldırgan hale gelmesine ve başarısız olmasına yol açabilir.

Ekonomik şiddet; kişilerin veya grupların bir öğrenci üzerinde baskı kurması, parasını alması, istemediği bir işte çalıştırması şeklinde yapılan davranışlardır.

Eğitim ortamlarında şiddet; öğrencilere ve öğretmenlere yönelik fiziksel, psikolojik ya da sosyal olarak kasten saldırı ya da müdahale olup bireylerde fiziksel ya da ruhsal acı yaşanmasına neden olur. Bu tip şiddete maruz kalan öğrenciler duygusal ve düşünsel bazı sorunlar yaşarlar. Duygusal sorunların bazıları; içten içe aşırı kızgınlık ve intikam alma isteği, unutkanlık, çekingenlik, umutsuzluk, çaresizlik duygusu, güvensizlik, kendini sevmeme… gibi şiddete bağlı olarak çıkan sorunlardır.

Düşünsel sorunlar ise; geleceği ile ilgili palan yapamama, karar verme güçlüğü, kendinde bir sorun olduğuna inanma veya her şey için başkalarını suçlama gibi düşüncelerden oluşur.

 

2. Okulda Şiddetin Nedenleri

Okulda şiddet son yıllarda toplumumuz içinde sıkça konuşulan bir konu olmuştur. Okulda şiddetin birçok nedeni vardır.

Eğitim sistemimizdeki şiddetin yaygın kullanımı öncelikle ailesel faktörlere bağlıdır. Ailesi şiddet gören, işlerin şiddet ile yapıldığını öğrenen ve bunun doğru olduğunu zanneden çocuk okul içinde de şiddete başvurur. Aile içi şiddetin olduğu bir yerde öğrencinin okulda da bunu uygulamak istemesi bize göre yanlış bir davranışken, öğrenci için gayet normal bir davranıştır.

Ayrıca bölünmüş ailelerin çocukları da ruhsal çöküntüler sonucu şiddete başvurabilmektedir. Anne babası ayrılmış çocuklar bir parça da olsa, büyük bir şekilde de olsa sevgiden yoksun büyümektedir. Bu sevgi eksikliğinin acısını okulda arkadaşlarına ve öğretmenlerine karşı kin duyarak en ufak bir problem karşısında bile şiddeti doğru yol olarak görerek ve göstererek şiddet uygular. Onun için en doğru yol şiddeti uygulamak yapmak istediği doğru veya yanlış olsa bile yapmaktır.

Bir diğer şiddet nedeni de öğrencilerin ailede yetişme tarzıdır. Aile içinde bencil olarak yetişen bir çocuk okulda da bu bencilliğiyle hareket eder. Her istediğinin olmasını ister ve kendi istekleri olmazsa arkadaşları üzerinde şiddet uygulamak ister. Onun kendi istediğinin olması onun için en doğru yoldur ve bu yolda yapacağı her şey kendince uygundur. Ailesinde şımarık yetişen bir çocuk içinde isteklerinin yerine getirilmesi çok önemli bir noktadır. Kendi isteklerinin yerine gelmesi için arkadaşlarına fiziksel veya psikolojik şiddet uygulayabilmektedir.

Bazı öğrenciler ise toplumda genellikle “ispiyoncu” diye adlandırılan tiplerdir. Bunlar arkadaşlarını daha çok psikolojik şiddet uygulayarak sindirirler. Arkadaşlarının sırlarını veya sınıf içinde yapılan bir davranışı başkalarına (okul müdürü, müdür yrd. vb.) söylemekle tehdit ederek istediklerini elde etmeye çalışırlar. Arkadaşları üzerinde psikolojik baskı kurarak bir şeyler elde etmeyi kendisi için marifet sayarlar.

Tv programlarındaki şiddet içeren unsurlar da öğrencileri şiddete doğru yöneltir. Öğrenciler televizyonlarda gördükleri şiddet içeren unsurları hayatın normal bir parçası gibi algılayıp ona göre hareket etmeye çalışırlar. Racon kesmek ve okul içinde isyan çıkarmak gibi şeylere özenirler. Öğretmenlerine karşı şiddet uygulayarak kendi istedikleri düzeni okulda kurabileceklerini zannederler. Ayrıca okulda çeteler kurarak diğer öğrencilerden özellikle alt sınıf öğrencilerinden haraç toplama, onları zor duruma düşürecek bir duruma sokmayla tehdit etme gibi faaliyetlerde bulunabilirler.

Bazen ailelerde öğrencilere karşı yapılan bir hareketten dolayı okul idaresi veya öğretmene şiddet uygulayabilir. “Kendi çocuğumu koruyorum.” mantığıyla hareket eden veli en ufak bir sebepten dolayı bile bazen okula gelip öğretmen veya yöneticilerle tartışır ve onlara şiddet uygulayabilmektedir.

Okullarda görülen psikolojik şiddetlerden biri de yöneticilerin öğretmenlere uyguladığı şiddettir. Öğretmenle anlaşamayan müdür veya yardımcısı onu ders programını çok ters bir şekilde ayarlamakla veya sicil notunda düşük not kullanmakla tehdit ederek istediklerini yapmasını sağlayabilmektedir.

Okul içi şiddetin bir diğer nedeni de toplumsal yozlaşmadır. İnsanların birbirine selam bile vermediği, komşunun komşuyu tanımadığı günümüz toplumunda öğrenciler de tam anlamıyla sosyalleşmemiş olarak büyümekte ve en ufak olumsuz duruma bile aşırı tepki vermektedir. Okul içinde saygının olmaması idare, öğretmen ve öğrenci arasındaki iletişimi bozmaktadır. Bu da okulda şiddeti arttırır.

Okullarda şiddet sadece öğrenciler tarafından uygulanmamaktadır. Öğretmenlerin de öğrencilere karşı uyguladığı bir şiddet söz konusudur. Ailesi içinde bir takım sorunlar yaşayan öğretmenler okulda öğrencilere karşı bazı şiddetler uygulayabilir. Öğrencinin derste konuşmasını sindiremeyen veya kendisini yaptığı bir yanlıştan dolayı eleştiren öğrencisine dayanamayan öğretmen öğrencilerine karşı fiziksel şiddet uygulayabilir.

Öğrenci yılandır, devamlı tetikte olmalıyım.” görüşünü benimseyen öğretmen de olur olmadık durumlarda öğrencisine şiddet uygular. Yine “Dayak cennetten çıkmadır.” diyen bir öğretmenin öğrencilerine olur olmaz şiddet uygulaması da kaçınılmaz bir durumdur. Yani öğretmenlerin mesleğe başlarken kafasında öğrenci ile ilgili oluşan düşünce, öğretmenin şiddete bakışı konusunda çok önemlidir. Öğrencisini sadece yaramaz, tembel, baş belası olarak gören öğretmenler okulda şiddettin en önemli nedenlerindendir.

Okullarda uygulanan bir diğer şiddet ve belki de en önemlisi cinsel şiddettir. Öğrenciye “Seni sınıf geçireceğim.” diyerek cinsel isteklerini uygulamaya zorlayan okul yöneticisi ve öğretmenleri haber programları ve gazetelerde duyup okumuşuzdur. Okulda şiddetin en önemli ve en vahşice olanı bu şiddet türüdür. Ayrıca bazı kendini bilmez öğrenciler de kız arkadaşlarına laf atma, sarkıntılık yapma, onlarla cinsel münasebetle bulunma gibi bazı şiddet içeren durumlara kalkışabilmektedir.

 

Okulda şiddetin başlıca nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:

· Her yeni iktidarla birlikte değişen ve nitelikli bir eğitimin sağlanmasında yeterli olmayan öğretim programları,

· Öğrencilere her sene sonunda af çıkması ve öğrencilerin sınıf geçmenin pek de zor olmadığını anlamaları,

· Öğretmen açığı nedeniyle, geçen yıllarda “eğitim bilimi (pedagoji)” yeterliliği olmayan kişilerin bile öğretmen olarak atanması ile niteliksiz öğretmenlerin var olması,

· Okullarda rehberlik servislerinin olmayışı, olanların da yeterli düzeyde işlerlik kazanamaması,

· Öğretmenlerin maddi anlamda tatmin edilememesi ve “iş sevgisinin” azalması,

· Eğitim dünyasında adaletli bir öğretmen dağılımın olmaması ve bölgesel farkların neredeyse doruk noktaya ulaşması,

· Öğrenciyi değerlendirmede yetersiz sınavlarla dolu bir öğrenim yaşamı içerisinde, öğrencilerin sosyal etkinliklere katılma olanağı bulamamaları,

· Ülkemizde gelir dağılımındaki ayrılıkların, sınıf ortamlarına da taşınması,

· Okulun içinde ve çevresinde yeterince güvenilir bir ortam yaratılmaması ve özellikle okul çevresinde öğrencileri okuldan uzaklaştıracak yerlerin denetimsiz bir biçimde açılması…

Sıraladığımız maddeler, okulda şiddetin tek yönlü nedenlerden kaynaklanmadığını ve birçok etkenin şiddete yönelmede etkili olduğunu göstermektedir.

 

3. Okulda Şiddetin Sonuçları

Son yıllarda toplumda gelişen refah seviyesi, teknoloji kullanımı ve eğitim imkânlarına rağmen okullarda şiddet oranı daha da artmaktadır ve ne yazık ki bu durum önlenememektedir. Türlü iletişim araçlarının da yoğun bir şekilde topluma hâkim olmasıyla bu şiddet gençler ve çocuklar üzerinde geniş bir şekilde etkisini göstermektedir. Kabul etmesek de, inandırıcı gelmese de okullarda şiddet oldukça yaygındır ve bu durumdan hem öğrencilerin bir kısmı hem de aileler rahatsız olmaktadır. Yansımayan boyutlarıyla da ele alındığında şiddet, toplumsal bir linç kültürü halini almaya başladı denebilir. Bu yükselen şiddetin sonucu olarak, birçok ülkede öğrencilere işbirliğini, ikili ilişkilerde arabulma, çatışmaları çözümleme teknikleri öğreten programlarla, şiddetin önüne geçilmeye çalışılmaktadır.

Okullarda görülen olumsuz davranışlar; silah taşıma, eşyaya zarar verme, kavga etme, öldürme, psikolojik baskı, ahlâk dışı davranışlara zorlama, intihar girişimi, kabadayılık ve çeteleşme şeklinde sınıflandırılabilir. Bu tür davranışlar bir kişi ile sınırlı kalmayarak, toplumu ve eğitim camiasını tesir altına alır. Bu durumda okullarda güven eksikliği oluşur, emniyetin olmadığı bir yerde çocuk ve gençler kendilerini eğitim ve öğretime veremez, neticede eğitimin kalitesi düşer. Şiddetin önünün alınamaması, bu tür menfi davranışların daha da artmasına sebep olur. Şiddet, kullanıcılarının elinde âdeta sihirli bir güç hâline gelir. Şiddet kullanan talebeler mesuliyetten kaçar, çeşitli menfaatler elde eder (para toplama, dersleri kolayca halletme, okuldaki kurallardan kurtulma, arkadaşlarına hükmetme vb.), nüfuzlarını artırır ve ilgi odağı olur. Bir kısır döngü içinde şiddet, olumsuz duygu ve davranışları tetikler; bu ise yeni şiddet olaylarına basamak oluşturur.

Şiddete uğrayan çocukların tehdit neticesi yaşadığı şahsiyet zedelenmesi, utanç duymalarına ve sessiz kalmalarına sebep olabilir. Bu durumda, çocukların baskı ve şiddete maruz kalması devam edebilir. Bu da sebepsiz korkulara, aileye bağımlılıktaki artışa, strese, başarı düşüşüne, depresyona, intihar girişimine veya şiddete karışmaya neden olabilir.

Şiddetle karşılaşan çocukta çeşitli sakatlıklar ortaya çıkabilir. Kırıklar, beyin kanamaları, iç organ yaralanmaları sonucu ortopedik sakatlıklar, felçler, havale, zekâ özrü, çeşitli organ yetersizlikleri oluşabilir. Bu hasarların çok ağır olması durumunda ölüm ortaya çıkabilir. Yaşamı kurtulanlarda ise depresyon, kaygı bozukluğu, sosyal uyumsuzluk vb. gibi ruhsal sorunlar oluşabilir. Bu kişilerde uyuşturucu bağımlılığı, suça ve fuhşa yatkınlıkta artış olduğu gösterilmiştir. Zekâ özrü ya da ruhsal örselenme sonucu bu çocuklarda genellikle okul başarısı düşüktür. Dayak çocuğun bilişsel gelişimini de olumsuz yönde etkilemektedir. Fiziksel cezalandırmayla terbiye edildiği düşünülen çocuklar, kaba gücün sorunları çözmek için etkin bir yöntem olduğuna inanarak büyürler ve erişkin yaşlarda kendileri de başka çocukları istismar eden erişkinlere dönüşebilirler, böylece istismar olayları kuşaktan kuşağa sürüp gider.

Şiddet içeren davranışlar sonucu, fiziksel istismar söz konusu olabileceği gibi, psikolojik istismar da gerçekleşebilir. Zaman zaman, duygusal şiddet olarak da tanımlanan psikolojik şiddet, genel olarak tehdit unsurunu içerse de, kimi araştırmacılar tarafından sözel şiddetle birlikte ele alınarak değerlendirilmektedir.

Anne-babaların, çocuklarındaki sıra dışı davranışları erken fark etmeleri önemlidir. Şiddete maruz kalmış bir çocuk, bunu gizleme yoluna gider. Dolayısıyla anne-baba ve eğitimciler, çocuktaki bu tip değişiklikleri fark etmeye çalışmalıdır. 2.245 çocuk üzerinde yapılan bir araştırmada, anne-babaların çocuklarının durumlarını takip etmemelerinin, çocukların şiddete maruz kalmalarını tetiklediği tespit edilmiştir.

 

4. Okulda Şiddeti Engelleme Yolları

Şiddet, özellikle okul kavramıyla bir araya gelmemesi gereken kavramdır. Bunun için okul yöneticilerinin gerekli önlemleri almaları, şiddet eylemlerine karşı kulakları tıkalı olmamaları gerekmektedir. Aksi halde şiddet, bir “eğitim biçimi” sanılmaya başlanabilir. Oysaki şiddet eğitimsizliğin göstergesidir. Şiddet davranışını öğrenen bireylerin eğitimle bu davranışları ortadan kaldırılabilir. Bunun yanı sıra, suç ve şiddet olaylarının erken teşhis edilip, önüne geçilmesinde etkili olabilecek davranışsal ve duygusal işaretler vardır.

Okulda şiddeti engellemek için yapılacaklar:

1. Okulda risk faktörü içeren durumların tespit edilmesi ve bu doğrultuda okul eylem planının yapılması,

2. İhtiyaç duyan öğrencilere psikolojik danışma ve grup rehberliği çalışmalarının yapılması,

3. İhtiyaç duyan öğrencilerin sosyal faaliyetlere olumlu şekilde yönlendirilmeleri,

4. İhtiyacı olan öğrencilerin aileleriyle bireysel görüşmelerin yapılması ve buna yönelik seminerler düzenlenmesi,

5. Gerektiği zaman öğrenci ailelerinin ziyaret edilmesi,

6. Etkili okul kurallarının belirlenmesi, kurallar belirlenirken okul idaresi öğretmen ve öğrencilerin katılımıyla kurallar belirlenmesi ve bu kuralların uyulmasında titizlik gösterilmesi,

7. Okul çevresi kontrollerinin emniyet desteği ile sağlanması,

8. Okul psiko-sosyal ani müdahale ekiplerinin oluşturulması ve gereken durumlarda etkin şekilde faaliyet göstermelerinin sağlanması,

9. Servis denetimlerinin arttırılması,

10. Okul kantin denetimlerinin sıklaştırılıp bu denetimlerde titizlik gösterilmesi,

11. Sınıf rehberliğinin etkin çalışması,

 

Okulda şiddetin engellenmesi veya öğrencilerin birtakım şiddet unsurlarına yönelimlerinin engellenmesi onların çeşitli gereksinimlerinin karşılanması ile yakından ilişkilidir.

Bu gereksinimler güvenlik ihtiyacı, fiziki ihtiyaçlar, sosyal ihtiyaçlar, psikolojik ihtiyaçlar ve eğitimsel ihtiyaçlar gibi öğrenci açısından çok önem taşıyan unsurlardır.

Okulda şiddetin engellenebilmesi başta okul eğitim kadrosunun (okul yöneticileri, öğretmenler, diğer personeller…) bu konuda bilinçli olmasını ve bu konuda planlı ve tutarlı bir yol izlemesini gerektirir. Ailenin de bu konuda bilinçli olması ve duyarlılıkla bu sorunların çözümüne yardımcı olması ayrı bir önem taşımaktadır.

Okullarda yapılması gerekenlerde dikkat edilecek noktaları şöyle sıralayabiliriz:

  • Çok boyutlu, kapsamlı yaklaşımla, aileleri, akranları, medyayı, toplumun öğelerini bir arada ele alan programlar hazırlamak ve uygulamak,

  • Erken sınıflarda başlayıp sonradan sonraki sınıflarda pekiştirilen programlara sahip olmak,

  • Kişisel ve sosyal becerileri geliştirenler, öfke yönetimi, kara verme ve sosyal problem çözme, akran müzakeresi, çatışma yönetim becerileri, akran baskısına direnme, etkili iletişim becerileri, arkadaşlık, birbirine saygı duyma, birbirine özen gösterme, nezaket, üzerine odaklaşan programlar yürütmek,

  • Programda yer alan öğretmenlerin eğitimi de çok önemlidir. Bazı öğretmenlerin etkileşime dayalı tekniklerde rahat olmamaları ya da daha az beceri sahibi olmaları nedeniyle etkileşime dayalı teknikler konusunda eğitilmeleri çok önemlidir. Dolayısıyla öğretmenleri bu konuda eğitmek,

  • İyi disiplini artıran etkili sınıf yönetimi tekniklerinin elementleri olması etkili olabilir, çünkü sınıfın olumlu kontrolü, şiddeti önleme programlarında çok önemlidir. Kısaca okulun olumlu atmosferinin ya da kültürünü arttırmaya yönelik programlar yürütmek,

  • Saldırganlık, şiddet ve zorbalığı önlemeye yönelik normları destekleyen yapıda olmak,

Yapılan çalışmalar uzun döneme yayılmalı, uzun soluklu olmalıdır. Bu özelliklere uyan programlar başarılı olmaktadır.



Yorumları Oku !Yorumları Oku (0) Yorum Yaz !Yorum Yaz Yazdır !Yazdır Tavsiye Et !Tavsiye Et

http://turkce.yasammm.5.googlepages.com/Yazi.gif Yazı Başlığı: 16. Hazar Şiir Akşamları
Tarih Eklenme Tarihi: Aralık 1, 2008

16. Hazar Şiir Akşamları

"http://img389.imageshack.us/img389/8585/28lp6.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.

Şiir sevdalılarından takip edenler bilirler, Elazığ‘da 1992′den beri her yıl “Hazar Şiir Akşamları” düzenlenir. Türk dünyasının birçok yerinden gelen birçok şairin buluşmasını sağlayan şiir akşamları, her yıl büyük bir coşku içinde yapılır ve Türk’ün sözü şiirlerle sunulur dizelere susamış gönüllere…

1992 yılında, birkaç edebiyat gönüllüsü Elazığ‘da “Fırat Şiir Akşamları” adında bir etkinlik düzenlenmişti. Sanatsever Elazığ halkı, bu etkinliğe büyük ilgi gösterince bunun ikincisinin yapılmasına karar verildi. İkinci buluşmaya, edebiyat dünyasından birçok önemli isim katıldı. Sonrasında bu etkinliklerin Elazığ‘ın kültürel mirasının paylaşılması anlamındaki katkısı anlaşıldı ve etkinliğin adı “Hazar Şiir Akşamları” olarak değiştirildi. Bu tarihten sonra her yıl büyük heyecanla bütün Türk dünyasından gelen konuklar Elazığ‘da ağırlandı ve söze geldi yürekler şairlerin dilinde.

Bu yıl 16.’sı düzenlenen şiir akşamlarına Türkiye, Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Kazakistan, Tataristan, Kıbrıs, Kosova ve Kerkük’ten gelen konuklar katıldı. Üç gün boyunca düzenlenen etkinliklerle hem Elazığ halkı binlerce kilometre ötelerden gelen soydaşlarının içtenliğiyle buluştu hem de gelen konuklar Türk‘ü söyleyen dillere kucak açan Elazığ‘ı tanıdılar. Bir bayram coşkusu içinde geçen üç gün içinde, birçok konukla benim de tanışma olanağım oldu. Bazılarıyla, aşağıda sizlerle de paylaşacağım söyleşiler yapabildim.

Şiir akşamlarına Türkiye’den katılan Yavuz Bülent Bakiler, Cemal Safi ve Yahya Akengin gibi tanınmış kişilerin konuşmaları ve okudukları şiirler, oldukça ilgi gördü. Anadolu’dan büyük Türkistan’a açılan düşünceler, bu büyük şairlerimizin şiirleriyle dile geldi. Daha önceki yıllarda Cengiz Aytmatov ve Almas Yıldırım gibi büyük yazar ve şairlerimizin onuruna - anısına düzenlenen şiir akşamları, bu sene Azerbaycan’ın büyük şairi Bahtiyar Vahapzade‘nin onuruna düzenlendi. Fakat Bahtiyar Vahapzade, sağlık sorunları nedeniyle programa katılamadı.

Böyle bir programın düzenlenmesinde, elbette desteklerini hiçbir zaman eksik etmeyen Elazığ Belediye Başkanı Süleyman Selmanoğlu’nun ve Elazığ Valisi Muammer Muşmal’ın desteği büyüktür. Kültür mirasımızın gelecek kuşaklara aktarılmasını görev bilip, Türk dünyası kardeşliğine katkıda bulunmaktan şeref duyan idarecilerimize de, teşekkür etmek gerekiyor.

Bugün yaşayan büyük Türk şairlerinden biri olan Yavuz Bülent Bakiler‘in güzel ve akıcı Türkçesi, bütün gençlerde hayranlık uyandırdı. Kendisine “Dilini, tarihini ve kültürünü unutma tehlikesiyle karşı karşıya olan Türk gençliğine ne söylemek istersiniz?” diye sorduk. Sorumuza aşağıdan izleyebileceğiniz şu yanıtı verdi:

Yavuz Bülent Bakiler’in kökü de Azerbaycan‘a dayandığı için, onun için Azerbaycan’ın çok büyük bir önemi vardır. Bunu şiirlerine de yansıtan Bakiler, şiir akşamlarının ikinci gününde “Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır” adlı şiirini dinleyicilere şöyle sundu:

Türk dünyasında yazılan hemen hemen bütün şiirleri ezbere bilen, yüksek hitap gücü ile dinleyenlerin yüreklerini bir kartal gibi uçurup ana yurdun çevresinde uçuran, Azerbaycan Türkleri’nden büyük şair ve ozan Zelimhan Yakup, şiir akşamları için geldiği Elazığ‘da geçirdiği üç dört günlük zamanı şöyle değerlendirdi:

Zelimhan Yakup, şiir akşamlarının üçüncü gününde okuduğu “Ezel Ahır Dünya Bizim Olacak” adlı şiiriyle ilk ve son andımız Turan‘ın yolunda, Türk Ulusu’nun oradaki bütün temsilcilerini heyecanlandırdı. Bu güzel şiirini Yunus Emre ile çıktığı yolculukta “Bu Yeşil Ağacın Altı Bizimdi” şiiriyle tamamlayınca, Zelimhan Yakup’un dizeleri arasında erimemek imkansız oluyor.

Kerkük‘teki Türkmenler’in sesi olan “Türkmeneli Tv“de haber sunucusu olan Timur Beyatlı ağabeyimiz, bize o zor koşullar altında “TÜRK” kalabilmenin güçlüğünü anlattı. Hayranlıkla izleyebileceğiniz kocaman bir yüreğe sahip bir kişi olan Timur Beyatlı’nın, bizler için aşağıda şöyle bir konuşması oldu:

Şiir akşamlarının düzenlendiği her üç gün de, Azerbaycan’dan gelen “Mugam Üçlüsü” büyük beğeni aldı. Kopuzla Bahtiyar Vahapzade’nin şiirleri okundu ve Güldeniz Ekmen Agiş tarafından Vahapzade’nin bestelenen iki şiiri takdim edildi. İşte kopuzuyla Vahapzade’nin şiirlerini buluşturup bizlere sunan Ramin Garayev‘in Elazığ Öğretmenevi önünden bir görüntüsü:

Kerkük’ten katılan Şemsettin Küzeci‘nin okuduğu bir bayat da, Kerküklü soydaşlarımızın Türkiye’ye sitemlerini belirtmesi açısından anlamlı oldu. İşte Şemsettin Küzeci’nin konuşması:

Büyük güçlüklerle savaşarak ‘TÜRK’çe yaşayabilmeye çalışan büyük şair Bahtiyar Vahapzade, “Ey öz doğma dilinde danışmağı ar bilen fasonlu edebazlar, ruhunuzu oxşamır qoşmalar, telli sazlar. Bunlar qoy menim olsun, ancaq veten çöreyi sizlere qenim olsun.” diyerek milli bilincin uyanması için yüreğini ortaya koymuştur. Büyük şair Vahapzade’yi, Zelimhan Yakup anlatıyor:

Programa katılan şairlerin tamamında, büyük bir içtenlik vardı. Hepsi, geldikleri Türk ilindeki bütün soydaşlarımızın yüreğini de getirmişlerdi sanki. Şiire ve şaire değer veren bir halk karşısında, onlar da en içten duygularla döküyorlardı yüreklerini şiirlerle. Ve hepsinin yüreği, büyük TURAN ülküsüyle yanıp tutuşuyordu. Bu nedenle sözlerin çoğu, büyük Türkistan’ı anlatıyordu.

Son etkinlik olarak düzenlenen Esat Kabaklı konseri ise, zaten büyük bir duygu yoğunluğu yaşayan bizleri, hepten alıp götürdü. “Dedem Korkut“u dinledik türküleriyle, ve “Çırpınırdı Karadeniz” diyip “Tuna Nehri“ni andık bir kez daha.

Üç gün içinde çekilen resimlerden birkaçı ise şöyle:

(Büyük Şair Yavuz Bülent Bakiler)


(Ünlü Şair Cemal Safi)


(Akgün Otel’in Önünde, -soldan sırayla- Ahmet Turan Sinan, Sadık Gavayev, Abdullah Satoğlu ve Doğan Akdal)


(Baskil’deki Oturuma Başlamadan Önce…)


(Baskil’de Hazar Şiir Akşamları Kapsamında Düzenlenen Oturum)


(Baskil’deki oturumun ardından Kömürhan’da yemek yiyorken…)


(Elazığ Öğretmenevi’nin Önünde Mehter Takımı)


(Elazığ Öğretmenevi’nin Önünde Mehter Takımı)

 

|» Resimlerin Devamına Bak! « |


Üç gün içinde yaşanılanlar, Türk dünyasından gelen konuklarla birlikte, onlarla buluşanların ortak duyumsayışlarıydı. Şiirlerin şehri Elazığ‘da Türk birliğini düşleyenlerin bir arada toplanması, bize büyük bir güç verdi. Umuyoruz ki şiirleri ruhunun derinliklerinde hisseden toplumumuzun verdiği destekle, şairlerimiz kurarlar gönül köprülerini Türk illerine…

Mehmet Emin Yurdakul‘un şu güzel sözünü yeniden anımsamak gerekiyor: “Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet, sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir.

Yavuz TANYERİ



Yorumları Oku !Yorumları Oku (0) Yorum Yaz !Yorum Yaz Yazdır !Yazdır Tavsiye Et !Tavsiye Et

http://turkce.yasammm.5.googlepages.com/Yazi.gif Yazı Başlığı: Yapmazsak, Olacaklar…
Tarih Eklenme Tarihi: Aralık 1, 2008

Yapmazsak, Olacaklar…

Son zamanlarda hızla yitirmeye başladığımız değerlerimize baktığımda, gerçekten tarihe geçecek kadar derin yaralar aldığımız bir “sınama” içerisinde olduğumuzu görüyorum. Ne yazık ki gün geçtikçe, daha bir kopuyoruz kültür, tarih, dil ve milliyetimizden. Çevreme baktığımda gerçekten hiçbir devirde olmadığı kadar yabancılaşmaların başladığını sezebiliyorum. Bazen de görmezden gelip, hayalimdeki Türk yurdunu, Türk insanını düşlüyorum. Çok defa ağır sınavlardan geçen bir ulus olduğumuzu göz önünde bulundurup, geleceğe umutla bakmak istiyorum. Öyle de olmalı zaten. Çünkü henüz titreyip kendimize dönebilecek durumdayız. Fakat yakın gelecekte böyle bir adım atmazsak, sonumuzu kestirmek istemiyorum.

Bugün özümüze dönmek için çaba harcamazsak, gelecekte bunu yapmak için fırsatımız olmayacak. Çünkü bazı değerler vardır ki, kaybettikten sonra yeniden diriltmeye çalışmak, “öz“e ulaşmayı sağlayamaz. İşte bunlardan bazılarını aşağıya sıralayacağım:

1. Eğer toplumumuzun en büyük değerlerinden biri olan “Türk Dili“ni korumaz, gelecekte de İngilizce özentisiyle dilimizi baltalamaktan vazgeçmezsek, yaklaşık 100 - 150 yıl sonra “Türk Dili tarihe karışacak.10 bin yıla yakın süredir atalarımızın mirası olarak bugünlere kadar gelen kutlu dilimizi, son iki üç yüzyılda ortaya çıkan İngilizce gibi bir dile değişirsek, ulusumuzun yok olmasının ve “Türk” adının yok olup gitmesinin ilk adımını atmış oluruz. Çünkü unutmamak gerekir: “Dillerini kaybeden toplumlar, benliklerini de kaybederler.

Türkçemiz, bütün Türk Ulusu’nun ortak değeridir. Çünkü diller, uluslar tarafından oluşturulan “canlı” varlıklardır. Kişiler tek başlarına bir dil oluşturamazlar. Ancak belli ortaklıkları bulunan kişilerin bir araya gelmesiyle oluşan toplumlar bir “dil” oluşturabilirler. İşte Türkçemiz de bütün Türk Ulusu’nun dil oluşturma becerisiyle yaratılmış kutlu bir dildir. Bunun içindir ki, ortaya çıkışını sağlayan Türk Ulusu’nun her bireyine, yarattığı dili koruyup, onun gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamak için büyük görevler düşmektedir. Hiçbir Türk’ün “Türkçeyi koruyacak çok kişi var. Bizi uğraştırmayın.” gibi bir tümce ile Türkçeyi korumaktan ve yüceltmekten kaçınmaya hakkı yoktur. Zaten “dil bilincinden” yoksun bireylerin de “TÜRK” olarak kabul edilmesi, çok güçtür.

2. Eğer toplumumuzda meydana gelen olaylara karşı duyarsız kalır, “Devlet sorunlarını da mı ben düşüneceğim?” gibi bir savunma düzeneği geliştirerek, yalnızca bireysel gereksinimlerinizi karşılamak için yaşarsanız, belki siz görmeyebilirsiniz; fakat emin olun çocuklarınızın veya torunlarınızın tartışabilecekleri bir “devletleri” kalmayacak. Tarihimizin en eski dönemlerinden beri, yaşadığımız birçok olayda “Türk’ün Türk’ten başka dostunun olmadığı” görülmüştür. Bin yıl önce de bu böyleydi, bugün de bu böyle. Dünya üzerindeki birçok ulus, bizi sevmez ve içinde bize karşı düşmanlık besler. Hatta bazıları vardır ki, ellerinden gelse dünyadaki bütün Türkleri öldürmekten çekinmezler. Bunun için, yaşadığımız küresel dünyada, sahip olduğumuz bütün değerlerin koruyucusu olan devletimizin diğer devletlerle olan ilişkilerine ve dünyadaki büyük güçlerden biri olup olmadığıyla ilgilenmek, her vatandaşın görevi olmalıdır. Çünkü devletimize ve toplumumuza karşı kayıtsız kalmak, zamanla benliğimizi kaybetmemize yol açar.

3. Eğer kendimize her alanda “Batı“yı örnek alır ve öz değerlerimizi kaybetmek pahasına da olsa benimsediğimiz yersiz özentilerden vazgeçmezsek, varlığımızı düşmanlarımızın eline testlim etmiş olacağız. Toplumumuzda “Batılılaşma” diye adlandırılan süreç, ne yazık ki yanlış anlaşılmıştır. Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla birlikte, Batı’nın hem ekonomik hem de siyasi anlamda ileride olduğu anlaşılınca, devletimiz yüzünü Batı’ya dönmüş ve bilim-teknik anlamında yeniliklerde onlardan yararlanmaya başlamıştır. Fakat ne yazık ki Batı’nın yalnızca bilim ve tekniğini almamış, onun kültüründen de hızla etkilenmeye başlamışız. Batı devletlerinde ortaya çıkan toplumsal akımlardan bile büyük ölçüde etkilenmiş ve bu son zamanlarda bir “marifet” sayılmaya başlanmıştır.

Gençlerin üstlerindeki giysilerin çoğunda, İngilizce sözler yazıyor. Kimse üzerinde taşıdığı sözün anlamını bilmiyor ve öz dili dururken, baskıcı tutumlarla bize dayatılmaya çalışan bir dilin tanıtımcılığını üstlenmiş oluyor. Sonra da kalkıp “Ne yapalım, şimdi moda böyle. Yazısız giysi bulmak artık çok zor.” diyorlar. “Moda” dediğiniz şeyi de siz belirliyorsunuz. Üç ay boyunca üzerinde İngilizce yazılar bulunan giysileri almayın, bakalım Türkiye’de kalıyor mu o ne olduğu belirsiz şeylerden. Ayrıca hadi diyelim ki giysileri zorunluluktan böyle alıyorsunuz. Peki bu “İngilizce müzik” sevdası nereden geliyor? Dinlenecek Türkçe müzik kalmadı da mı, doğru düzgün anlamadığınız müziklerle ruh hâlinizi karamsarlaştırıyorsunuz? Eğer geleceğin güvencesi olan siz Türk gençleri, sürekli böyle müzikleri dinlerseniz, kim dinleyecek bizim binlerce yıldır yaktığımız “türkülerimizi“?

Aslında burada “Eğer…” ile başlayan yüzlerce “yozlaşma belirtileri” sıralanabilir. Fakat şimdilik yalnızca önemli olan üç konuyu belirtmek istedim. Hem “milli bilince” sahip olan bir toplum, belli değerlerini korudukça zamanla iyiye doğru yol alacak ve burada sıralanabilecek birçok durumdan doğal bir duruşla kaçınmış olacaktır.

Özetle, eğer varlığımızı ciddi bir biçimde tehdit eden “yabancılaşmaya” karşı duruşumuzu ortaya koymaz; sevimli görünmek adına “choq sefümLü yasmaqtan” vazgeçmez; cahilliklerini küfürlerine bile yansıtan üç beş soytarıyı örnek alarak, kendinizi “emocu, rockçu, rapçi, metalci…” gibi saçma sapan adlandırmalarla zavallılaştırmayı bırakmazsanız, bizden birkaç kuşak sonra dilimiz kaybolacak, cennet yurdumuz İngiliz, Amerikalı, Rus… sömürgesi hâline gelecek ve yüce “TÜRK” adı, böyle soysuzlaşmış kişilerin yalnızca “damarlarında” varlığını sürdürecektir.

Ulusumuzun, benliğini kaybetmemesi adına titreyip özüne dönmesi dileğiyle.

Yavuz TANYERİ



Yorumları Oku !Yorumları Oku (0) Yorum Yaz !Yorum Yaz Yazdır !Yazdır Tavsiye Et !Tavsiye Et

http://turkce.yasammm.5.googlepages.com/Yazi.gif Yazı Başlığı: …Bozkurt Resimleri…
Tarih Eklenme Tarihi: Aralık 1, 2008

Bozkurt Resimleri

Türk tarih ve kültüründe “bozkurt” kavramı çok önemli bir yer tutmaktadır. Çünkü çok eski dönemlerden beri, “bozkurt” Türklerce kutsal sayılmıştır. Bunun en önemli nedeni ise, “Bozkurt” ve “Yaratılış destanlarından da öğrendiğimiz biçimde, “bozkurt“un Türkler‘in atası olarak kabul edilmesidir. Orhun Yazıtları‘nda bile, “Tengri küç birtük üçün kangım kağan süsi böri teg ermiş, yağısı kony teg ermiş. [Tanrı güç verdiği için, babamın ordusu kurt gibiymiş, düşmanı koyun gibiymiş.]” sözü geçmektedir.

Uzun zaman boyunca Türkler bozkurtu “ataları” olarak kabul ettikleri için, zamanla bozkurt Türkler’in ulusal bir “simgesi” hâline gelmiştir. Bir “kurtarıcı” olarak da görülen bozkurt, günümüzde “Türk” adının yerine kullanılabilecek kadar benimsenmiştir.

Bozkurt‘un Türk tarih, kültür ve inanç yapısındaki önemi hakkında daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Resimleri daha büyük boyutunda görebilmek veya bilgisayarınızda arka plan resmi yapmak için, resimlerin üzerine tıklayıp “Farklı Kaydet” seçeneği ile kaydedin.

 

 

 

 

Sayfalar
(Lütfen aşağıdan bir sayfa seçin.)
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17 18 19 20

Not: Resimler, internetten alınarak derlenmiştir.



Yorumları Oku !Yorumları Oku (0) Yorum Yaz !Yorum Yaz Yazdır !Yazdır Tavsiye Et !Tavsiye Et

| «« Önceki Sayfa | Sonraki sayfa »» |

Bu sitenin tüm hakları, yüce TÜRK Miletine aittir. Her türlü alıntı yapmak serbesttir.
Yapılan alıntılarda yazının sahibi ve kaynağı belirtilmelidir.

İletişim: turkce.yasamm@gmail.com

Sayfanın Başına Dön !

Türkçe, Edebiyat, Türkçe Eğitimi, Bilgicik.Com, Türkçe, Edebiyat, Türk, Sitemap

Edebiyat

» Edebiyat nedir?
» Edebî Türler
» Edebî Sanatlar
» Edebî Akımlar

Türk Edebiyatı Dönemleri:
» İslamiyet Öncesi T. E.
» İslamiyet Sonrası T. E.
» Batı Etkisinde Gelişen E.
-Tanzimat E.
-Servet-i Fünun E.
-Fecr-i Âti E.
-Milli Edebiyat Akımı
-Milli Mücadele Dön.E.
-Cumhuriyet Dön.Türk E.

» Edebiyat Sözlüğü
» Edebiyatımızda ''ilk''ler

Son Yorumlar

çok güzel
kötüü bea
teşkkür
slm
arif nihat asya
adananın muhtesemlıgı
gezi yazısı
yazlı
mrb
helaal olsun


Şiir-Öykü-Roman

» Türk Yazarlar-Şairler
» Şiir
» Öykü
» Roman Özetleri
» Güncel Kitaplar
» Skeçler
» Tiyatro Metinleri

» Masal

» Türk Destanları


Mutlaka Okuyun!


OKS-ÖSS

» Yüz Temel Eser
» Yeni Sınav Sistemi
» Bölümler
» Üniversiteler
» Soru Bankaları
» Denemeler
» Sınav Soruları
» Rehberlik


Eğlence

» Komik Resimler
» Komik Görüntüler
» Duvar Yazıları
» Fıkralar

» Bilmeceler


Bilgicik.Com'dan...




Kapat!